Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Yılmaz Çifci
Köşe Yazarı
Yılmaz Çifci
 

TOPUKLU EFE'YE KIZMAYIN BOŞ YERE

Bir misal anlatarak başlamak istiyorum. Erol Toy'un 'Azap Ortakları' sunumunda aktardığına göre, Timur ile Beyazıd Ankara savaşına başlarken, Şeyh Bedreddin Timur'un otağında savaş sürecini izlemektedir. Orada ki misafirliği biraz metazoridir. Timur, çok saygılı davranmakla beraber, Şey Bedreddin'in sınırları aşan ünü ve bilge kişiliğinden faydalanamasa bile, onun başka bir Hakan'ın yanında yer almasına engel olmak için onu yanında tutmaktadır. Böylece Timur'un Ankara savaşı'na hazırlanırken gösterdiği kurnazlık ve savaş sanatı konusundaki ustalığı hakkında bilgileri de Şeyh Bedreddin'den almış oluyoruz. Timur, Beyazıd'ın ordusunu karşılaşmadan önce hayli yorup yıprattıktan sonra cenk başlıyor. Her şeye rağmen yinede Beyazıd'ın kazanma ihtimali olan savaşın sonucunu değistiren şey, savaşın ortasında Beyazıd'ın komutanlarının bir anda Timur'un tarafına geçmeleri oluyor... Savaş Timur'un zaferiyle bittikten sonra, Timur'un yanında yer alan komutanların yüzüne tükürüyor Bedreddin. Timur ilk defa Bedreddin'e saygısını bozarak onu Beyazıd'ı desteklemekle suçluyor. Bedreddin Timur'a; "bu adamlar hiç bir şey değilken onları yetiştiren besleyen kuşandıran ve şereflendiren Beyazıd'a ihanet eden bu adamlar, sana mı sadık kalacaklar sanıyorsun?" diyerek Timur'un jetonunu ittiriyor... Aydın gibi bir cumhuriyet şehrinde, işgal yıllarında düşman çizmesi altında en ağır bedeli ödemiş bir şehirde belediye başkanı yapıyorsunuz. Yetmiyor gelecek nesillerine şan olsun diye ona "Topuklu Efe" diye bir onur bahşediyorsunuz, o savaşın ortasında Timur'un safına geçiyor! Topuklu Efe bir anda "hain kahpe" oluyor... Bir kez durup düşünün, Bu Topuklu efeyi siz sıfırdan mı yarattınız? Sizden önce Mehmet Ağar'la yolu kesişmiş bir kadın nasıl olurda sizin göz bebeğiniz haline gelir!? Sayısız cinayetlerin arkasında ki biriyle hukuku olan biri sizin gözünüze hangi ameliyatla nakledildi. Siz bu takma gözlerle olanı biteni gerçekten görebiliyor musunuz? Topuklu Efe'ye kızmayın boş yere. Ona kim "topuklu Efe" dedi onu bulun... 'Onun gibi daha niceleri vardır acaba' diye düşünün... Haa bi şey daha var, Ankara savaşında Beyazıd Timur'un safına geçseydi tarih bunu nasıl yazardı..? Uluslararası güçlerin dahil olduğu, yine pek çok iç dinamiğin dahil olduğu çok komplikasyonlu projelerde, pek çok kimse göründüğü yerde değildir. Pek çok kimse misyonerdir. Böyle zamanlarda uyanık yatmayan toplumlar maalesef oyun bittikten sonra uyanırlar! Sürecin hali hazırda işlemekte olan diğer bir boyutu var şimdi önümüzde. Biraz da o konu hakkında çene çalalım. Çünkü partiye özelinde her şeyin dizayn edilmeye başlandığı yer orası aslında. CHP'de yakın zamanda delege seçimleri var. Yıllardır üyelerimiz delege seçer delegelerimiz yönetici seçerler. Genel merkezden en küçük ilçeye kadar bu emeklerle örgüt kendini yeniler ya da günceller. Onların çalışmasıyla da örgüt ya büyür ya da küçülür. İmza kampanyası sürecinde öğrendiğim kadarıyla 2 milyona yakın üyemiz olmuş. Ancak 2 milyon kişilik bir öz gücümüz yok! Çünkü pek çok üyemiz davranışsal olarak bir örgütün parçası olma heyecanına ve motivasyonuna henüz sahip değiller. Burada üyeleri itham etmiyoruz yanlış anlaşılmasın. Onların bir suçu yok. Onların çoğunun heyecanını emen tüketen şeyin parti içi siyasetin üretiliş ve sunuluş biçimi olduğunu kastediyorum. 2 milyonluk üye, yerel ve mahalli siyasetteki küçük hesaplar içinde, bölünmekte yorulmakta, motivasyonunu kaybetmekte ve maalesef politikleşmektende uzaklaşmaktadırlar. İşin daha tuhafıda bu durumun olağan kabul edilmesi, antidemokratik bu cadı kazanının normal görülmesidir... Üyeler arasında ikilik çıkarmak normal olur mu? Solcu sosyalist örgütlerde yaşayan bir değer olarak kullanılan yoldaşlık kavramı, partimiz tarafından bir özentiye dönüştürülmüş olsa da kelimenin içi bu cadı kazanından dolayı asla doldurulamamaktadır... Bu kaotik durumu yaratan temel sebepleri bulur ve çözersek tali sebepler kendiliğinden kalkar ortadan. Partinin anakartına yüklenmiş olan ve laçkalaşmaya kapı aralayan "CHP'nin bir ideoloji partisi olmaması kitle partisi olmasi" saptırması süreç boyunca ilkesizleşme yaratmaktadır... Herkes konuşurken ilkeli siyasetten bahseder ama bu ilke nerededir nedir bilmiyoruz. Siz hiç sebatla uyulan bir ilke gördünüz mü? Her türlü kitlenin bir araya geldiği yerde her türlü fitnenin üreyeceği fikri, fiskos kulisleri oluşmasını beraberinde getiriyor. Bu kulislerde birbirinin ayağını kaydırma stratejisi üzerine fiskoslaşılıyor. vallahi bu kadarını hükümete karşı yaptığı yok partinin. Bir kara mizah da şudur: Bu alengirin başarıyla sonuçlanması, oylamaya daha az üyenin katılmasının yarattığı avantaj üzerine kurgulanıyor. "Hadi üyeler memleketine yazlığına gitmişken yerleşelim şu koltuğa..." Kurnazlığını gösteren, Ortalarda kimsenin olmamasından faydalanarak bir makama tırmanan idareci, üyeleri daha katılımcı olmaya daha aktif olmaya daha politik davranmaya teşvik eder mi? Onların heyecanını beslemeye gayretkeş olur mu? Arkadaşlar, ideolojik olup olmamak üyenin elindedir. İdeolojik olmak demek, faşist ya da komünist olmak demek değildir. Padişahlık krallık hatta tiranlık heveslilerinin toplumda taban bulabildikleri bir ortamda elbette cumhuriyetçilik bir ideolojidir. Şeriatçılığın, cemaatçiliğin toplumsal düzeni ele geçirmek için planlı hareket ettiği, menzil köyü gibi örnek site köy ya da kentler kurduğu, vakıf dernek yoluyla sermaye ve müntesip devşirdiği bir toplumda demokrasiden yana olmak, elbette ki ideolojik bir iradedir. Cumhuriyetin altı okta net olarak ifade edilen temel ilkeleri bu ideolojinin siyasi ve ahlaki temellerini oluşturur. bu ilkelerin ışığında bizler cumhuriyetçileriz, demokratlarız ve cumhuriyetimizi neredeyse yutmak üzere olan bu dinci kapitalist bataklığa karşı olmakla da solcularız. partimizin ideolojik Parti olmadığı kitle Partisi olduğu tarifini yapanlar, size "ideolojisiz kimse" muamelesi yapmış oluyor değil mi? Sizin bu anlayışa karşı bir duruşunuz olmayacak mı peki? Bizim çağdaş ve ilerici yolda sebat etmeyenimiz mi var yoksa? Hangimiz, filozoflardan bilim insanlarından ve tarihsel kimlikler kazanmış devrimcilerden feyz alarak yürüdüğümüz çağdaş ve ilerici yolu bırakıp da, karıncayla konuşan kütüğü ağlatan asa ile denizi yaran sakalozların mollaların gericilerin cahillerin sapıkların, kadın düşmanlarının mitlere masallara dayalı çağrılarına itibar ediyoruz? Var mı bizim böyle bir zaafiyetimiz? İdeolojisiz bir kitle Partisi olmayı kabul ettiğiniz an bunlardan hangisi olduğunuz önemini yitirir. Temel ilkelerimizin parti tarafından adamakıllı açılımları hiçbir zaman yapılmamış, tabana bu açılımlar özümsetilmemiş, Arapça dua eder gibi sadece 6 tane kelime tekrarlanıp durmuş ve nihayetinde sadece birer sembol oldukları zannı insanlara yüklenmiştir. Böyle böyle bizi hakikaten ideolojisiz olduğumuza inandırmıştırlar. Halbuki bizim ideolojimiz var arkadaşlar. Cumhuriyetçilik ve demokratlık bizim ideolojimizdir. Partimizin de bu ideoloji ekseninde politika üretmesini, yarın iktidar olduğunda ülkeyi bu politika ekseninde yönetmesini umuyoruz. Üyelerimiz ve seçtikleri delegeler ve onların seçtikleri yöneticiler bu ideolojiye sahip olmuş olsalar, rakip politikacıların günübirlik reflekslerinin etkisiyle savrulmazlar. Hasım partinin yarattığı gündemin türbülansında savrulmazlar, kendi temel ilkelerinin çoktan yaratmış olacağı sosyolojik ve siyasal töreye tutunarak dimdik yürürlerdi... Bu güne dek, böyle bir töre oluşmamışsa, bunun sebebi, politika üretmeye ve güncel siyasete, temel ilkelerin penceresinden bakma alışkanlığı kazanılmamış olmasındandır. Bu durumu değiştirmek, eksikleri gidermek hataları düzeltmek için siz bir şey yapmazsanız, biz bir şey yapmazsak kim düzeltecek? Kim, mahşerin atlılarının cumhuriyetin üzerine yürüdüğü bugünlerde bizi yekpare, güçlü, dinamik, birbirleriyle dostluk bağlarını güçlendirmiş bir kitleye çevirecek? Yakın zamanda delege seçimlerimiz olacak, bunu düzeltmek için yapabileceğiniz bir şey olduğunu size hatırlatmak istiyorum. Burada delege adayı olmaktan daha önemli ve mesuliyetli iş kimin delege olacağına karar vermek konusunda doğru bir pencereye sahip olmaktır. Elbette delege listelerinde İsmail Cem Mümtaz Soysal Bülent Ecevit gibi isimler olmayacak. Ama partiyi daha aktif bir örgüte dönüştürmek isteyen, Parti çalışmalarında katılım heyecanına sahip olan, samimi, kendini geliştirmeye açık, bireysel faydadan çok örgütsel faydayı umursayan isimlere itibar etmemiz isabetli olacaktır. Bugün burada göstereceğiniz hassasiyet yarın Parti örgütümüzün diğer alanlarında size ve bütün ulusumuza umut olarak geri dönecektir.
Ekleme Tarihi: 14 Ağustos 2025 -Perşembe

TOPUKLU EFE'YE KIZMAYIN BOŞ YERE

Bir misal anlatarak başlamak istiyorum. Erol Toy'un 'Azap Ortakları' sunumunda aktardığına göre, Timur ile Beyazıd Ankara savaşına başlarken, Şeyh Bedreddin Timur'un otağında savaş sürecini izlemektedir. Orada ki misafirliği biraz metazoridir. Timur, çok saygılı davranmakla beraber, Şey Bedreddin'in sınırları aşan ünü ve bilge kişiliğinden faydalanamasa bile, onun başka bir Hakan'ın yanında yer almasına engel olmak için onu yanında tutmaktadır.
Böylece Timur'un Ankara savaşı'na hazırlanırken gösterdiği kurnazlık ve savaş sanatı konusundaki ustalığı hakkında bilgileri de Şeyh Bedreddin'den almış oluyoruz.
Timur, Beyazıd'ın ordusunu karşılaşmadan önce hayli yorup yıprattıktan sonra cenk başlıyor. Her şeye rağmen yinede Beyazıd'ın kazanma ihtimali olan savaşın sonucunu değistiren şey, savaşın ortasında Beyazıd'ın komutanlarının bir anda Timur'un tarafına geçmeleri oluyor...
Savaş Timur'un zaferiyle bittikten sonra, Timur'un yanında yer alan komutanların yüzüne tükürüyor Bedreddin. Timur ilk defa Bedreddin'e saygısını bozarak onu Beyazıd'ı desteklemekle suçluyor.
Bedreddin Timur'a; "bu adamlar hiç bir şey değilken onları yetiştiren besleyen kuşandıran ve şereflendiren Beyazıd'a ihanet eden bu adamlar, sana mı sadık kalacaklar sanıyorsun?" diyerek Timur'un jetonunu ittiriyor...
Aydın gibi bir cumhuriyet şehrinde, işgal yıllarında düşman çizmesi altında en ağır bedeli ödemiş bir şehirde belediye başkanı yapıyorsunuz. Yetmiyor gelecek nesillerine şan olsun diye ona "Topuklu Efe" diye bir onur bahşediyorsunuz, o savaşın ortasında Timur'un safına geçiyor!
Topuklu Efe bir anda "hain kahpe" oluyor...
Bir kez durup düşünün, Bu Topuklu efeyi siz sıfırdan mı yarattınız? Sizden önce Mehmet Ağar'la yolu kesişmiş bir kadın nasıl olurda sizin göz bebeğiniz haline gelir!?
Sayısız cinayetlerin arkasında ki biriyle hukuku olan biri sizin gözünüze hangi ameliyatla nakledildi. Siz bu takma gözlerle olanı biteni gerçekten görebiliyor musunuz?
Topuklu Efe'ye kızmayın boş yere. Ona kim "topuklu Efe" dedi onu bulun... 'Onun gibi daha niceleri vardır acaba' diye düşünün...
Haa bi şey daha var, Ankara savaşında Beyazıd Timur'un safına geçseydi tarih bunu nasıl yazardı..?
Uluslararası güçlerin dahil olduğu, yine pek çok iç dinamiğin dahil olduğu çok komplikasyonlu projelerde, pek çok kimse göründüğü yerde değildir. Pek çok kimse misyonerdir. Böyle zamanlarda uyanık yatmayan toplumlar maalesef oyun bittikten sonra uyanırlar!
Sürecin hali hazırda işlemekte olan diğer bir boyutu var şimdi önümüzde. Biraz da o konu hakkında çene çalalım. Çünkü partiye özelinde her şeyin dizayn edilmeye başlandığı yer orası aslında.
CHP'de yakın zamanda delege seçimleri var.
Yıllardır üyelerimiz delege seçer delegelerimiz yönetici seçerler. Genel merkezden en küçük ilçeye kadar bu emeklerle örgüt kendini yeniler ya da günceller. Onların çalışmasıyla da örgüt ya büyür ya da küçülür.
İmza kampanyası sürecinde öğrendiğim kadarıyla 2 milyona yakın üyemiz olmuş. Ancak 2 milyon kişilik bir öz gücümüz yok!
Çünkü pek çok üyemiz davranışsal olarak bir örgütün parçası olma heyecanına ve motivasyonuna henüz sahip değiller. Burada üyeleri itham etmiyoruz yanlış anlaşılmasın. Onların bir suçu yok. Onların çoğunun heyecanını emen tüketen şeyin parti içi siyasetin üretiliş ve sunuluş biçimi olduğunu kastediyorum.
2 milyonluk üye, yerel ve mahalli siyasetteki küçük hesaplar içinde, bölünmekte yorulmakta, motivasyonunu kaybetmekte ve maalesef politikleşmektende uzaklaşmaktadırlar.
İşin daha tuhafıda bu durumun olağan kabul edilmesi, antidemokratik bu cadı kazanının normal görülmesidir... Üyeler arasında ikilik çıkarmak normal olur mu? Solcu sosyalist örgütlerde yaşayan bir değer olarak kullanılan yoldaşlık kavramı, partimiz tarafından bir özentiye dönüştürülmüş olsa da kelimenin içi bu cadı kazanından dolayı asla doldurulamamaktadır...
Bu kaotik durumu yaratan temel sebepleri bulur ve çözersek tali sebepler kendiliğinden kalkar ortadan.
Partinin anakartına yüklenmiş olan ve laçkalaşmaya kapı aralayan "CHP'nin bir ideoloji partisi olmaması kitle partisi olmasi" saptırması süreç boyunca ilkesizleşme yaratmaktadır...
Herkes konuşurken ilkeli siyasetten bahseder ama bu ilke nerededir nedir bilmiyoruz. Siz hiç sebatla uyulan bir ilke gördünüz mü?
Her türlü kitlenin bir araya geldiği yerde her türlü fitnenin üreyeceği fikri, fiskos kulisleri oluşmasını beraberinde getiriyor. Bu kulislerde birbirinin ayağını kaydırma stratejisi üzerine fiskoslaşılıyor. vallahi bu kadarını hükümete karşı yaptığı yok partinin.
Bir kara mizah da şudur: Bu alengirin başarıyla sonuçlanması, oylamaya daha az üyenin katılmasının yarattığı avantaj üzerine kurgulanıyor.
"Hadi üyeler memleketine yazlığına gitmişken yerleşelim şu koltuğa..." Kurnazlığını gösteren,
Ortalarda kimsenin olmamasından faydalanarak bir makama tırmanan idareci, üyeleri daha katılımcı olmaya daha aktif olmaya daha politik davranmaya teşvik eder mi? Onların heyecanını beslemeye gayretkeş olur mu?
Arkadaşlar, ideolojik olup olmamak üyenin elindedir. İdeolojik olmak demek, faşist ya da komünist olmak demek değildir. Padişahlık krallık hatta tiranlık heveslilerinin toplumda taban bulabildikleri bir ortamda elbette cumhuriyetçilik bir ideolojidir.
Şeriatçılığın, cemaatçiliğin toplumsal düzeni ele geçirmek için planlı hareket ettiği, menzil köyü gibi örnek site köy ya da kentler kurduğu, vakıf dernek yoluyla sermaye ve müntesip devşirdiği bir toplumda demokrasiden yana olmak, elbette ki ideolojik bir iradedir.
Cumhuriyetin altı okta net olarak ifade edilen temel ilkeleri bu ideolojinin siyasi ve ahlaki temellerini oluşturur.
bu ilkelerin ışığında bizler cumhuriyetçileriz, demokratlarız ve cumhuriyetimizi neredeyse yutmak üzere olan bu dinci kapitalist bataklığa karşı olmakla da solcularız.
partimizin ideolojik Parti olmadığı kitle Partisi olduğu tarifini yapanlar, size "ideolojisiz kimse" muamelesi yapmış oluyor değil mi?
Sizin bu anlayışa karşı bir duruşunuz olmayacak mı peki?
Bizim çağdaş ve ilerici yolda sebat etmeyenimiz mi var yoksa?
Hangimiz, filozoflardan bilim insanlarından ve tarihsel kimlikler kazanmış devrimcilerden feyz alarak yürüdüğümüz çağdaş ve ilerici yolu bırakıp da, karıncayla konuşan kütüğü ağlatan asa ile denizi yaran sakalozların mollaların gericilerin cahillerin sapıkların, kadın düşmanlarının mitlere masallara dayalı çağrılarına itibar ediyoruz?
Var mı bizim böyle bir zaafiyetimiz?
İdeolojisiz bir kitle Partisi olmayı kabul ettiğiniz an bunlardan hangisi olduğunuz önemini yitirir.
Temel ilkelerimizin parti tarafından adamakıllı açılımları hiçbir zaman yapılmamış, tabana bu açılımlar özümsetilmemiş, Arapça dua eder gibi sadece 6 tane kelime tekrarlanıp durmuş ve nihayetinde sadece birer sembol oldukları zannı insanlara yüklenmiştir. Böyle böyle bizi hakikaten ideolojisiz olduğumuza inandırmıştırlar.
Halbuki bizim ideolojimiz var arkadaşlar.
Cumhuriyetçilik ve demokratlık bizim ideolojimizdir. Partimizin de bu ideoloji ekseninde politika üretmesini, yarın iktidar olduğunda ülkeyi bu politika ekseninde yönetmesini umuyoruz.
Üyelerimiz ve seçtikleri delegeler ve onların seçtikleri yöneticiler bu ideolojiye sahip olmuş olsalar, rakip politikacıların günübirlik reflekslerinin etkisiyle savrulmazlar.
Hasım partinin yarattığı gündemin türbülansında savrulmazlar, kendi temel ilkelerinin çoktan yaratmış olacağı sosyolojik ve siyasal töreye tutunarak dimdik yürürlerdi...
Bu güne dek, böyle bir töre oluşmamışsa, bunun sebebi, politika üretmeye ve güncel siyasete, temel ilkelerin penceresinden bakma alışkanlığı kazanılmamış olmasındandır.
Bu durumu değiştirmek, eksikleri gidermek hataları düzeltmek için siz bir şey yapmazsanız, biz bir şey yapmazsak kim düzeltecek? Kim, mahşerin atlılarının cumhuriyetin üzerine yürüdüğü bugünlerde bizi yekpare, güçlü, dinamik, birbirleriyle dostluk bağlarını güçlendirmiş bir kitleye çevirecek?
Yakın zamanda delege seçimlerimiz olacak, bunu düzeltmek için yapabileceğiniz bir şey olduğunu size hatırlatmak istiyorum.
Burada delege adayı olmaktan daha önemli ve mesuliyetli iş kimin delege olacağına karar vermek konusunda doğru bir pencereye sahip olmaktır.
Elbette delege listelerinde İsmail Cem Mümtaz Soysal Bülent Ecevit gibi isimler olmayacak. Ama partiyi daha aktif bir örgüte dönüştürmek isteyen, Parti çalışmalarında katılım heyecanına sahip olan, samimi, kendini geliştirmeye açık, bireysel faydadan çok örgütsel faydayı umursayan isimlere itibar etmemiz isabetli olacaktır.
Bugün burada göstereceğiniz hassasiyet yarın Parti örgütümüzün diğer alanlarında size ve bütün ulusumuza umut olarak geri dönecektir.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve medyakorkusuz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
aohbet islami sohbetler omegla türk sohbet cinsel sohbet dini chat