giftcardmall/mygift bets10.buzz taraftarium24 taraftarium24
Yılmaz Çifci
Köşe Yazarı
Yılmaz Çifci
 

SEÇİME Mİ HAZIRLANIYORUZ SÜREÇ Mİ YÖNETİYORUZ?

"Göz odur ki duvar ötesini göre Akıl odur ki başa geleceği bile"   Son iki cumhurbaşkanlığı seçiminde iktidarın kapısına dayandık biliyorsunuz. Bugün seçim olsa potansiyel olarak içeri girebilecekmişiz gibi görünüyor.   Ama önceki iki seçimde de böyle görünüyordu değil mi.!?   Onun için leyhteki olasılıklara büyüteçle bakmaktan kaçınmalı, bilakis aleyhtekilere büyüteçle bakmalıyız. Biz artık kazanacağımıza inanıp sonra hayal kırıklığı yaşamak istemiyoruz. Kazanmak istiyoruz!   Mesela son iki seçimde neden kazanamadığımızı bulduk mu?   Bu seçimde neyi değiştirdik de kazanacağız?   (Suçu bir kişiye yıkarak sistemi yada döngüyü aklamak hatasına düşmemeliyiz) Yukarıdaki soruya hamaseten ya da slogan diliyle değil siyaset biliminin enstrümanlarıyla tahlil yaparak cevap vermeliyiz. Atatürk'ün kurduğu 'laik sosyal hukuk devleti' formundaki cumhuriyetimizin Türk halkındaki sahiplenilme oranı yüzde kaçtır sizce?   100 yıldır cumhuriyetin içinde örgütlenen gericilerin, kara seslerin şeriat çığırtkanlarının alternatif olduğu bir referandum yapılsa yüzde kaç oy alır Cumhuriyet?   Ben, Türk halkının böyle bir pozisyonda cumhuriyete %90 oy vereceğini iddia ederim. Ama, aleyhimizdeki oranı büyüterek bakalım ve %25'i riske edelim. Halkımız, %75 oranında cumhuriyete sahip çıksın. O zaman şu soru çıkıyor?   Halkımız %75 oranında cumhuriyete oy veriyorsa, o oyu neden Cumhuriyet Halk Partisi'ne vermiyor? -O ilkelerden uzaklaşmış olabilir miyiz?   -Bizim o ilkeleri temsil ettiğimize inandırma konusunda sorunumuz olabilir mi? -Zamanla kurumsallaşmış rutin içinde devrimci heyecanı kaybedip "düzen" dediğimiz bu kurgunun, mekanik bir parçasına dönüşmüş olabilir miyiz?   -Halkımız bize bakınca Cumhuriyeti değil, yargılayan tepeden bakan ve en önemlisi kendilerini sermayenin dişlileri arasına terk eden bir mahkeme duvarı görmüş olabilir mi? (Statüko zamanında böyleydi netekim!) Bugün Cumhuriyet Halk partisi'nin 2025 Parti programı üzerinden duruma bakarsak, ne ilkelerde ne kurumsal okumada kayda değer sorunumuz yok.   Ancak halkı, hatta mevcut muhalif tepkileri bile parti çatısı altına toplama kabiliyeti göstermede yinede sorun yaşıyoruz! Gardlarımız, kendimizi takdim ediş biçimimiz... hepsi sonuçlar üzerinde belirleyicidir. Ayrıca bütün sebepleri bugünde aramak da doğru değildir. Bazı sebepler dün ile ilgilidir.   Mesela;   Ülkemizin geçmişini mahveden özelleştirmeler yapılırken, o güzelim devlet kurumlarının satılması karşısında ürettiğimiz muhalefet, ülkesine ve halkına kanat geren eylemsel bir muhalefet değildi!   Yavaş yavaş partimize yerleşen ve yavaş yavaş mantığımızı ele geçiren liberalizmin etkisi ile devletçilik ilkesinden uzaklaşmış olmamız, kamu kurumlarını koruma konusunda sahaya inmemize engel oldu. Meclis kürsüsünde yapılan eleştiri bu ülkede hiçbir zaman işe yaramamıştır!   Teorik olarak sosyal demokratız ancak pratiğimiz Sosyal Demokratlık ile Liberal Demokratlık arasında bir yerde bocalamaktadır.   Geminin su aldığı gediklerden biri burasıdır. (Devletçilik ilkesinin önemini ve gücünü gösteren bir bakış açısı bırakıyorum buraya. Türkiye'deki sosyalist ve komünist partilerin en temel ilkesi devletçiliktir. Onlar eğitim sağlık kültürel, iktisadi ve insan haklarına dayalı bütün politikalarını bu ilke üzerine teorize ediyorlar. Bu ilkede ki besin değerine bakar mısınız? Bu ilkenin siyasi gücüne bakar mısınız?)   (Devletçilik ilkesi derken kastedilen şey devlet mülkiyetine dayalı bir mekanizma değil, karma ekonomi modelinin kamu yararını önceleyen ve kamu yararını devlet güvencesi altına alan devletçilik anlayışından bahsediyoruz) Bir diğer ilkemiz milliyetçilik...   Onun da gücünü ve kapsama alanını, tek başına bir partiye temel olma kuvveti taşıdığını 'İyi Parti'ye bakarak görebilirsiniz. Partimiz bütün yazılı biyografilerinde ve iddialarında milliyetçiliği tamda Ulus Devlet çerçevesi içinde ifade eder. Ancak ne hikmetse pratikte ve kamuya açık propagandalarında bunu yüksek sesle ifade etmekte zorlanır. Herhalde yapay olarak oluşturulan konjonktürün baskısı karşısında kırıcı ya da ürkütücü olmaktan çekiniyor! Bizim bu iki ilkemiz, başka partiler tarafından en verimli şekilde kullanılırken, biz, 'çerçevemizi daraltır' endişesiyle bu iki ilkeye politika bindiremiyoruz!   Bindirmeliyiz halbuki Burada saydığımız, yapılması gerektiğini düşünüp yapamadığımız şeyler, aslında bir kadro meselesidir! İlkelerden kopuş entellektüelleri uzaklaştırır, oluşan boşluğa Cumhuriyetin aydınları ve teorisyenleri yerine bir takım kriminal kadrolar sızar. Terör sempatizanlarından gerici kliklere kadar...   Bir süre sonra da yapacakları pisliklerin sonuçları ile uğraşırsın.   Türkiye'de hızlı ve etkili siyasi karşılık bulan en güçlü ilke milliyetçilik ilkesidir. İşgal döneminin tecrübeleri ve terör olaylarının bölücü hedefleri ve şehitler, Türk halkını bu konuda daha duyarlı ve daha hassas hale getirmiştir. Emperializm, 1980'den sonra kararlı biçimde mikro milliyetçilikler üzerine oyun kurmaya başladı. Gericilik ve etnik kültürler emperyalizm için her zaman taciz ve tahrik edilmeye elverişli olmuşlardır özellikle gelişme aşamasındaki uluslarda. (Cumhuriyetin erken dönemlerinde Menemen kalkışması ve şeyh Said isyanı bunun ilk ve en canlı örnekleri olarak hafıza yaratmıştır mesela) Cumhuriyetin, bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı herkesi eşitleyen ulus milliyetçiliğini, "demode, ırkçı, baskıcı" vs göstermeye çalışarak, buradan bir kaos örgütlemeye girişti emperyalizm. Bu uğurda, ekonomik askeri ve stratejik her türlü desteği vererek PKK terör örgütünü bu ülkenin başına musallat etti. Bu gün geldiğimiz nokta; bir ellerinde Amerika'nın hazırladığı Ortadoğu haritaları, bir ellerinde askerimize ve ulusal güvenliğimize çevrilmiş Amerika'nın verdiği silahlar, dillerinde demokrasi barış ve kardeşlik türküleri olan bir takım sahte barış güvercinleri Türk siyasetinin önemli bir öznesi haline getirildiler! Bunlar, "Türk siyasetinin içinde ki güdümlü kadrolar" arasında cereyan eden ilişkilerdi ve kendi dar alanlarına hapsedilebilirdiler becerebilseydik!   CHP'nin masaya oturup sürecin içinden bir parçası haline gelmesi onları meşrulaştırmıştır. Partimizin bu süreçlerde Ata mirası milliyetçilik pusulasına bakmadığını görüyoruz! Partimiz, nerede durması gerektiğini tarihindeki pusulaya bakarak bulması gerekirdi. Ulus milliyetçiliği, bu ülkeye ve bayrağa vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi kamusal hayatta ve yasalar önünde eşit yurttaş kabul etme ilkesidir. Burada yaptığımız tespiti, altını çizerek düşünmenizi rica ederiz:   Bizim partimizin ve diğer partilerin de aksine, halkımız, tam olarak bu pencereden bakmıştır olaya. Bu bile halkımızın Cumhuriyeti ve ilkelerini siyasi partilerden daha fazla özümsediği sonucuna götürür bizi... Mesela, halkımız PKK ile Kürt halkını aynı kefeye koymamıştır. Bundan özellikle kaçınmıştır. Halkımız, hisleri ile de olsa stratejik düşünme kabiliyeti göstermiştir bu konuda...   Ama bugün AKP ve MHP'nin İmralı ile başlattıkları süreç, PKK ile Kürt halkını aynı kefeye koyuyor! Öcalan'ı bütün Kürtlerin önderi ilan ediyor. Halkımız buna razı değildir! Bu yanlış ve tehlikeli bir iştir. Hadi, AKP ve MHP emperyalistlerin desteğini kaybetmemek için gözlerini kapatıp kendilerinden istenileni yapıyorlar. Partimizin bu oyuna girmesinde bir kurmay kabiliyeti gören var mı? Partimizin "yerinde müdahale etmek" gibi bir iyi niyetle orada olduğundan şüphemiz yok. Ancak iyi niyetli olmayan bir işe iyi niyetle girilmez. Oyunun bir tarafında, emperyalizmin 100 yıllık planları ve 50 yılın pkk'sı var. Siz kaç yılın kurasısınız da bu akreple bu çuvala giriyorsunuz!?   Biraz sonra mayına basacaksınız ve belki o zaman açacaksınız gözlerinizi. Ama iş işten geçmiş olacak. Artık ileride yürüseniz o mayın patlar geriye de yürüseniz o mayın patlar. O masayı kuran onlar, ısrarla bütün partilerin o masaya oturması gerektiği çağrısını yapan onlar, ama yarın çıkacak ilk terslikte hepsi sıvışıp o bombayı bizim partimizin eline bırakacaklar. En başından alayına resti çekip, ihanetlerini, emperyalizmle ortaklıklarını, hedeflerini kürsülerden suratlarına suratlarına kusmak gerekiyordu!   Sen bütün ülkeyi bu kötülerden kurtarmak için iktidar olmak zorunda olan bir partisin. O halde bu halkı arkalaman gerekir. İmralı komisyonunda oturarak bu halkı arkalayabilir misin? İmkanı yok!!! Sizi bir bombanın üstüne oturttular. O bomba nedir biliyor musunuz? PKK ile Kürt halkını aynı kefede buluşturmaktır o bomba. Bu gerçekleştiği an Kürt halkıyla Türk halkının arasındaki duygusal bağı kalıcı olarak yok edersiniz. Bu Türkler için ve Kürtler için kötü günlerin başlangıcı demektir. Bu emperyalizmin amacına ulaştığı an demektir! Partimiz, her konuya olduğu gibi bu konuya da Atatürk'ün aklı ve kuvayi milliye'nin ruhu ile yaklaşmalıydı! Ve halen geç kalmış değildir. Yarın çık o komisyondan, 10 yıl bu milletten hangi sırrı saklayacaklarını açıkla. Diğerleri ne yaparsa yapsın... Cumhuriyet Halk partisi'nin ne yapması gerektiğini belirleyecek olan şey; dayatılan konjonktür değildir. Temel ilkeleri, kurumsal hedefleri ve tarihsel rehberleridir. Her zaman da böyle olmalıdır. Partimiz doğru yerde dursaydı, bu ülkede sesi çıkmayan son hadde kadar dinleyen izleyen gözlem yapan, asla dahil olmayan ve bu yüzden "yok" zannedilen o sessiz güç şimdi partinin arkasındaydı. Bu ülkede kuvayi milliye ruhu sönmez. Şu uludağ'ın arkasındaki ve diğer şehirlerin arazilerinde saklı köyler dolusu kuvayi milliye ruhu hep diridir aslında. O rençberlerin pazularında dolaşan asil sıvı atalarından aldığı mirası taşıyor. O ruh ki dünyadaki hiçbir ruha benzemez. Partimiz doğru yerde dursaydı, cumhuriyetin aldığı o %75 oyu bu sefer alabilirdik. "Kuvayi milliye" dediğimiz ruhu; bu toprakları düşman işgal edince çete savaşları başlatan bir yurtseverlik olarak okumak çok sığ bir bakış açısıdır. O kadarını Çerkez Ethem bile yapıyordu. O kadarını Osmanlı'nın eşkiyaları bile yapıyordu. Kuvayi milliye ruhu, Kubilay'ın başı kesilince Derviş Mehmed'i idam etmekte değildir. Padişahların oğullarını kardeşlerini idam ettikleri bir coğrafyada bir haini asmak kuvayi milliyeci olmaya yetmez... Kuvayi milliye ruhu, Kubilay'ın başı kesilince Menemeni yerle bir eden ruhtur. Hainlerin gericilerin ve bağnazların içinden geçen ruhtur... İlerlemek isteyen genç cumhuriyetin paçasına yapışan her engeli silkeleyip atarak, yoluna; önünden padişahların savuştuğu çelik adımlarla yürümek demektir. Şimdi bir Kuvva-i Milliyeci olarak soruyorum; Bu komisyon ve İmralı heyeti kimi kiminle barıştırıyor? Şehit ailelerimiz bile, evlerinin sıvasını bir kürde yaptırmakta beis görmemiş, hatta iş arasında tepside çay kek ikram etmeye devam etmişler. Ne arkadaşlığını bitirmiş ne alışverişini sonlandırmışlar. Acılarının sorumlusu olarak Kürd'ü mesul tutmamışlar. Pkk o nedenle terör yoluyla sonuç alamamıştır. Sadece bu iki halkın bu muhabbeti sayesinde PKK terör yaparak sonuç alamamıştır Türklerle Kürtler 50 yıllık nifaka rağmen birbirlerine düşman olmamışlar. Siz kimi kiminle barıştırıyorsunuz şimdi? Bu neyin İmralısıdır? Bu neyin heyetidir? Bingöl yolunda silahsız 33 askerimizi otobüsten indirerek kurşuna dizen Şemdin Sakık'ı Türk halkı ile barıştırmak istiyorsanız barıştıramazsınız? Aydınpınar karakoluna dalıp 34 askerimizi şehid edip iki askerimizi bir daha izleri bulunamayacak şekilde kaybettiren apo ile Türk halkını barıştırmaksa niyetiniz, en fazla savaşın bir tarafı olursunuz. Katledilen öğretmenlerin katilleri ile barış yapmayı planlıyorsanız siz bilirsiniz... deneyin! Yalnız söylemiş olalım, sizdeki bu kafayla her yere savaş gidebilir hiçbir yere barış gelmez! Bu nedenle partimiz o masaya oturması için çağrıldığında diyecekti ki; "Siz verya siz, zeytinliğini korumaya çalışan köylüye savaş açan siz, Patronundan hakkını isteyen işçiye savaş açan siz, Devletinden güvenli kaliteli ve bedava eğitim almak istediklerini söyleyen öğrencilere savaş açan siz, Hayvanlara savaş açan, hayvan severlere savaş açan, kadınlara savaş açan siz, İmralı'ya sıra gelince beyaz atlet bağladığınız çubuğun ucuna öyle mi? Hadi ordan..." demeliydi. Kuvayi milliye'nin partisi, Türk halkının zor zamanda sığınacağı baba ocağı, şüphesiz iyi niyetle oradadır. Ama siyaset, ulusal güvenlik, iç barışı korumak, vatanı ve cumhuriyeti korumak, niyetlerle değil kurmaylık zekası ile yapılır netekim.
Ekleme Tarihi: 25 Şubat 2026 -Çarşamba

SEÇİME Mİ HAZIRLANIYORUZ SÜREÇ Mİ YÖNETİYORUZ?

"Göz odur ki duvar ötesini göre
Akıl odur ki başa geleceği bile"
 
Son iki cumhurbaşkanlığı seçiminde iktidarın kapısına dayandık biliyorsunuz. Bugün seçim olsa potansiyel olarak içeri girebilecekmişiz gibi görünüyor.
 
Ama önceki iki seçimde de böyle görünüyordu değil mi.!?
 
Onun için leyhteki olasılıklara büyüteçle bakmaktan kaçınmalı, bilakis aleyhtekilere büyüteçle bakmalıyız.
Biz artık kazanacağımıza inanıp sonra hayal kırıklığı yaşamak istemiyoruz. Kazanmak istiyoruz!
 
Mesela son iki seçimde neden kazanamadığımızı bulduk mu?
 
Bu seçimde neyi değiştirdik de kazanacağız?
 
(Suçu bir kişiye yıkarak sistemi yada döngüyü aklamak hatasına düşmemeliyiz)
Yukarıdaki soruya hamaseten ya da slogan diliyle değil siyaset biliminin enstrümanlarıyla tahlil yaparak cevap vermeliyiz.
Atatürk'ün kurduğu 'laik sosyal hukuk devleti' formundaki cumhuriyetimizin Türk halkındaki sahiplenilme oranı yüzde kaçtır sizce?
 
100 yıldır cumhuriyetin içinde örgütlenen gericilerin, kara seslerin şeriat çığırtkanlarının alternatif olduğu bir referandum yapılsa yüzde kaç oy alır Cumhuriyet?
 
Ben, Türk halkının böyle bir pozisyonda cumhuriyete %90 oy vereceğini iddia ederim. Ama, aleyhimizdeki oranı büyüterek bakalım ve %25'i riske edelim. Halkımız, %75 oranında cumhuriyete sahip çıksın.
O zaman şu soru çıkıyor?
 
Halkımız %75 oranında cumhuriyete oy veriyorsa, o oyu neden Cumhuriyet Halk Partisi'ne vermiyor?
-O ilkelerden uzaklaşmış olabilir miyiz?
 
-Bizim o ilkeleri temsil ettiğimize inandırma konusunda sorunumuz olabilir mi?
-Zamanla kurumsallaşmış rutin içinde devrimci heyecanı kaybedip "düzen" dediğimiz bu kurgunun, mekanik bir parçasına dönüşmüş olabilir miyiz?
 
-Halkımız bize bakınca Cumhuriyeti değil, yargılayan tepeden bakan ve en önemlisi kendilerini sermayenin dişlileri arasına terk eden bir mahkeme duvarı görmüş olabilir mi? (Statüko zamanında böyleydi netekim!)
Bugün Cumhuriyet Halk partisi'nin 2025 Parti programı üzerinden duruma bakarsak, ne ilkelerde ne kurumsal okumada kayda değer sorunumuz yok.
 
Ancak halkı, hatta mevcut muhalif tepkileri bile parti çatısı altına toplama kabiliyeti göstermede yinede sorun yaşıyoruz!
Gardlarımız, kendimizi takdim ediş biçimimiz... hepsi sonuçlar üzerinde belirleyicidir.
Ayrıca bütün sebepleri bugünde aramak da doğru değildir. Bazı sebepler dün ile ilgilidir.
 
Mesela;
 
Ülkemizin geçmişini mahveden özelleştirmeler yapılırken, o güzelim devlet kurumlarının satılması karşısında ürettiğimiz muhalefet, ülkesine ve halkına kanat geren eylemsel bir muhalefet değildi!
 
Yavaş yavaş partimize yerleşen ve yavaş yavaş mantığımızı ele geçiren liberalizmin etkisi ile devletçilik ilkesinden uzaklaşmış olmamız, kamu kurumlarını koruma konusunda sahaya inmemize engel oldu. Meclis kürsüsünde yapılan eleştiri bu ülkede hiçbir zaman işe yaramamıştır!
 
Teorik olarak sosyal demokratız ancak pratiğimiz Sosyal Demokratlık ile Liberal Demokratlık arasında bir yerde bocalamaktadır.
 
Geminin su aldığı gediklerden biri burasıdır.
(Devletçilik ilkesinin önemini ve gücünü gösteren bir bakış açısı bırakıyorum buraya.
Türkiye'deki sosyalist ve komünist partilerin en temel ilkesi devletçiliktir. Onlar eğitim sağlık kültürel, iktisadi ve insan haklarına dayalı bütün politikalarını bu ilke üzerine teorize ediyorlar. Bu ilkede ki besin değerine bakar mısınız? Bu ilkenin siyasi gücüne bakar mısınız?)
 
(Devletçilik ilkesi derken kastedilen şey devlet mülkiyetine dayalı bir mekanizma değil, karma ekonomi modelinin kamu yararını önceleyen ve kamu yararını devlet güvencesi altına alan devletçilik anlayışından bahsediyoruz)
Bir diğer ilkemiz milliyetçilik...
 
Onun da gücünü ve kapsama alanını, tek başına bir partiye temel olma kuvveti taşıdığını 'İyi Parti'ye bakarak görebilirsiniz.
Partimiz bütün yazılı biyografilerinde ve iddialarında milliyetçiliği tamda Ulus Devlet çerçevesi içinde ifade eder.
Ancak ne hikmetse pratikte ve kamuya açık propagandalarında bunu yüksek sesle ifade etmekte zorlanır. Herhalde yapay olarak oluşturulan konjonktürün baskısı karşısında kırıcı ya da ürkütücü olmaktan çekiniyor!
Bizim bu iki ilkemiz, başka partiler tarafından en verimli şekilde kullanılırken, biz, 'çerçevemizi daraltır' endişesiyle bu iki ilkeye politika bindiremiyoruz!
 
Bindirmeliyiz halbuki
Burada saydığımız, yapılması gerektiğini düşünüp yapamadığımız şeyler, aslında bir kadro meselesidir! İlkelerden kopuş entellektüelleri uzaklaştırır, oluşan boşluğa Cumhuriyetin aydınları ve teorisyenleri yerine bir takım kriminal kadrolar sızar. Terör sempatizanlarından gerici kliklere kadar...
 
Bir süre sonra da yapacakları pisliklerin sonuçları ile uğraşırsın.
 
Türkiye'de hızlı ve etkili siyasi karşılık bulan en güçlü ilke milliyetçilik ilkesidir. İşgal döneminin tecrübeleri ve terör olaylarının bölücü hedefleri ve şehitler, Türk halkını bu konuda daha duyarlı ve daha hassas hale getirmiştir.
Emperializm, 1980'den sonra kararlı biçimde mikro milliyetçilikler üzerine oyun kurmaya başladı.
Gericilik ve etnik kültürler emperyalizm için her zaman taciz ve tahrik edilmeye elverişli olmuşlardır özellikle gelişme aşamasındaki uluslarda.
(Cumhuriyetin erken dönemlerinde Menemen kalkışması ve şeyh Said isyanı bunun ilk ve en canlı örnekleri olarak hafıza yaratmıştır mesela)
Cumhuriyetin, bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı herkesi eşitleyen
ulus milliyetçiliğini, "demode, ırkçı, baskıcı" vs göstermeye çalışarak, buradan bir kaos örgütlemeye girişti emperyalizm.
Bu uğurda, ekonomik askeri ve stratejik her türlü desteği vererek PKK terör örgütünü bu ülkenin başına musallat etti.
Bu gün geldiğimiz nokta; bir ellerinde Amerika'nın hazırladığı Ortadoğu haritaları, bir ellerinde askerimize ve ulusal güvenliğimize çevrilmiş Amerika'nın verdiği silahlar, dillerinde demokrasi barış ve kardeşlik türküleri olan bir takım sahte barış güvercinleri Türk siyasetinin önemli bir öznesi haline getirildiler!
Bunlar, "Türk siyasetinin içinde ki güdümlü kadrolar" arasında cereyan eden ilişkilerdi ve kendi dar alanlarına hapsedilebilirdiler becerebilseydik!
 
CHP'nin masaya oturup sürecin içinden bir parçası haline gelmesi onları meşrulaştırmıştır.
Partimizin bu süreçlerde Ata mirası milliyetçilik pusulasına bakmadığını görüyoruz!
Partimiz, nerede durması gerektiğini tarihindeki pusulaya bakarak bulması gerekirdi. Ulus milliyetçiliği, bu ülkeye ve bayrağa vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi kamusal hayatta ve yasalar önünde eşit yurttaş kabul etme ilkesidir.
Burada yaptığımız tespiti, altını çizerek düşünmenizi rica ederiz:
 
Bizim partimizin ve diğer partilerin de aksine, halkımız, tam olarak bu pencereden bakmıştır olaya. Bu bile halkımızın Cumhuriyeti ve ilkelerini siyasi partilerden daha fazla özümsediği sonucuna götürür bizi...
Mesela, halkımız PKK ile Kürt halkını aynı kefeye koymamıştır. Bundan özellikle kaçınmıştır. Halkımız, hisleri ile de olsa stratejik düşünme kabiliyeti göstermiştir bu konuda...
 
Ama bugün AKP ve MHP'nin İmralı ile başlattıkları süreç, PKK ile Kürt halkını aynı kefeye koyuyor! Öcalan'ı bütün Kürtlerin önderi ilan ediyor.
Halkımız buna razı değildir!
Bu yanlış ve tehlikeli bir iştir.
Hadi, AKP ve MHP emperyalistlerin desteğini kaybetmemek için gözlerini kapatıp kendilerinden istenileni yapıyorlar.
Partimizin bu oyuna girmesinde bir kurmay kabiliyeti gören var mı?
Partimizin "yerinde müdahale etmek" gibi bir iyi niyetle orada olduğundan şüphemiz yok. Ancak iyi niyetli olmayan bir işe iyi niyetle girilmez.
Oyunun bir tarafında, emperyalizmin 100 yıllık planları ve 50 yılın pkk'sı var. Siz kaç yılın kurasısınız da bu akreple bu çuvala giriyorsunuz!?
 
Biraz sonra mayına basacaksınız ve belki o zaman açacaksınız gözlerinizi. Ama iş işten geçmiş olacak. Artık ileride yürüseniz o mayın patlar geriye de yürüseniz o mayın patlar.
O masayı kuran onlar, ısrarla bütün partilerin o masaya oturması gerektiği çağrısını yapan onlar, ama yarın çıkacak ilk terslikte hepsi sıvışıp o bombayı bizim partimizin eline bırakacaklar.
En başından alayına resti çekip, ihanetlerini, emperyalizmle ortaklıklarını, hedeflerini kürsülerden suratlarına suratlarına kusmak gerekiyordu!
 
Sen bütün ülkeyi bu kötülerden kurtarmak için iktidar olmak zorunda olan bir partisin. O halde bu halkı arkalaman gerekir. İmralı komisyonunda oturarak bu halkı arkalayabilir misin?
İmkanı yok!!!
Sizi bir bombanın üstüne oturttular.
O bomba nedir biliyor musunuz?
PKK ile Kürt halkını aynı kefede buluşturmaktır o bomba.
Bu gerçekleştiği an Kürt halkıyla Türk halkının arasındaki duygusal bağı kalıcı olarak yok edersiniz.
Bu Türkler için ve Kürtler için kötü günlerin başlangıcı demektir. Bu emperyalizmin amacına ulaştığı an demektir!
Partimiz, her konuya olduğu gibi bu konuya da Atatürk'ün aklı ve kuvayi milliye'nin ruhu ile yaklaşmalıydı! Ve halen geç kalmış değildir.
Yarın çık o komisyondan, 10 yıl bu milletten hangi sırrı saklayacaklarını açıkla.
Diğerleri ne yaparsa yapsın...
Cumhuriyet Halk partisi'nin ne yapması gerektiğini belirleyecek olan şey; dayatılan konjonktür değildir. Temel ilkeleri, kurumsal hedefleri ve tarihsel rehberleridir. Her zaman da böyle olmalıdır.
Partimiz doğru yerde dursaydı, bu ülkede sesi çıkmayan son hadde kadar dinleyen izleyen gözlem yapan, asla dahil olmayan ve bu yüzden "yok" zannedilen o sessiz güç şimdi partinin arkasındaydı.
Bu ülkede kuvayi milliye ruhu sönmez. Şu uludağ'ın arkasındaki ve diğer şehirlerin arazilerinde saklı köyler dolusu kuvayi milliye ruhu hep diridir aslında. O rençberlerin pazularında dolaşan asil sıvı atalarından aldığı mirası taşıyor.
O ruh ki dünyadaki hiçbir ruha benzemez.
Partimiz doğru yerde dursaydı, cumhuriyetin aldığı o %75 oyu bu sefer alabilirdik.
"Kuvayi milliye" dediğimiz ruhu; bu toprakları düşman işgal edince çete savaşları başlatan bir yurtseverlik olarak okumak çok sığ bir bakış açısıdır.
O kadarını Çerkez Ethem bile yapıyordu. O kadarını Osmanlı'nın eşkiyaları bile yapıyordu.
Kuvayi milliye ruhu, Kubilay'ın başı kesilince Derviş Mehmed'i idam etmekte değildir. Padişahların oğullarını kardeşlerini idam ettikleri bir coğrafyada bir haini asmak kuvayi milliyeci olmaya yetmez...
Kuvayi milliye ruhu, Kubilay'ın başı kesilince Menemeni yerle bir eden ruhtur. Hainlerin gericilerin ve bağnazların içinden geçen ruhtur...
İlerlemek isteyen genç cumhuriyetin paçasına yapışan her engeli silkeleyip atarak, yoluna; önünden padişahların savuştuğu çelik adımlarla yürümek demektir.
Şimdi bir Kuvva-i Milliyeci olarak soruyorum; Bu komisyon ve İmralı heyeti kimi kiminle barıştırıyor?
Şehit ailelerimiz bile, evlerinin sıvasını bir kürde yaptırmakta beis görmemiş, hatta iş arasında tepside çay kek ikram etmeye devam etmişler.
Ne arkadaşlığını bitirmiş ne alışverişini sonlandırmışlar.
Acılarının sorumlusu olarak Kürd'ü mesul tutmamışlar. Pkk o nedenle terör yoluyla sonuç alamamıştır. Sadece bu iki halkın bu muhabbeti sayesinde PKK terör yaparak sonuç alamamıştır
Türklerle Kürtler 50 yıllık nifaka rağmen birbirlerine düşman olmamışlar. Siz kimi kiminle barıştırıyorsunuz şimdi? Bu neyin İmralısıdır? Bu neyin heyetidir?
Bingöl yolunda silahsız 33 askerimizi otobüsten indirerek kurşuna dizen Şemdin Sakık'ı Türk halkı ile barıştırmak istiyorsanız barıştıramazsınız?
Aydınpınar karakoluna dalıp 34 askerimizi şehid edip iki askerimizi bir daha izleri bulunamayacak şekilde kaybettiren apo ile Türk halkını barıştırmaksa niyetiniz, en fazla savaşın bir tarafı olursunuz.
Katledilen öğretmenlerin katilleri ile barış yapmayı planlıyorsanız siz bilirsiniz... deneyin!
Yalnız söylemiş olalım, sizdeki bu kafayla her yere savaş gidebilir hiçbir yere barış gelmez!
Bu nedenle partimiz o masaya oturması için çağrıldığında
diyecekti ki;
"Siz verya siz, zeytinliğini korumaya çalışan köylüye savaş açan siz, Patronundan hakkını isteyen işçiye savaş açan siz,
Devletinden güvenli kaliteli ve bedava eğitim almak istediklerini söyleyen öğrencilere savaş açan siz,
Hayvanlara savaş açan, hayvan severlere savaş açan, kadınlara savaş açan siz, İmralı'ya sıra gelince beyaz atlet bağladığınız çubuğun ucuna öyle mi? Hadi ordan..." demeliydi.
Kuvayi milliye'nin partisi, Türk halkının zor zamanda sığınacağı baba ocağı, şüphesiz iyi niyetle oradadır. Ama siyaset, ulusal güvenlik, iç barışı korumak, vatanı ve cumhuriyeti korumak, niyetlerle değil kurmaylık zekası ile yapılır netekim.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve medyakorkusuz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat bizim mekan dini chat islami chat