Yılmaz Çifci
Köşe Yazarı
Yılmaz Çifci
 

AHLAK, ŞİDDET ve STRATEJİ

Partimizle ilgili yazılarımızın amacı, kurucu aklı yeniden giyinebilmek için nelerden soyunmamız gerektiğini görünür kılmaktır. Kurucu iradenin ürettiği stratejik konumlanışa başka türlü nasıl ulaşacağız?   Bu yazıda, Cumhuriyet Halk Partisi penceresinden siyasette şiddeti, şiddetle kurduğumuz mesafeyi ve Türkiye siyasetinin kurtlarını ve kuzularını, yüzeysel de olsa ele alacağız.   Siyasette şiddet konusunu, ahlak penceresinden incelerseniz başka bir açılım ortaya çıkar.   Bölgenin jeopolitik konumundan kaynaklanan sosyopolitik sosyoekonomik koşulları penceresinden incelerseniz başka bir açılımı çıkar. Var oluşunuzu muhafaza etmenin gerçeklikleri üzrinden ele alırsanız bambaşka bir açılım ortaya çıkar.   Demek ki şiddet, her halükarda mahkum edilebilecek bir araç değildir. "Silah kötüdür çiçek iyi" hadi askeri polisi silahsızlandırın çiçek dağıtın onlara..! Keşke olsa ama yok öyle bir dünya.   Kitaplık bir konuyu dar bir alana sıkıştırdığımızın farkındayız. Bu nedenle derin analizler yerine, ezber bozucu tek bir perspektif bırakmayı hedefliyoruz şimdilik.   CHP, uzun yıllardır kurumsal olarak, kendisine bir tokat atana öteki yanağını da uzatan bir konumlanışla siyasette ahlakı ve erdemi savunmuştur. Rakiplerini de genellikle bu iki kavram üzerinden eleştirmiş ve yargılamıştır her zaman. Partimizin temel felsefesini, yani; cumhuriyeti, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğü teorisini anlatan ve yeniden üreten aydınlarımız birer birer suikastlerle katledildiler!   (Saygı için: Cavit Orhan Tütengil- Ümit Kaftancıoğlu- Muammer Aksoy- Çetin Emeç- Turan Dursun- Bahriye Üçok- Uğur Mumcu- Ahmet Taner Kışlalı- Necip hablemitoğlu- Musa Anter- Ali Gaffar Okkan- Eşref Bitlis !!!)   Partimiz bu cinayetleri en yüksek perdeden kınadı, davaların takipçisi olacağını ilan etti. Ancak hiçbirinde, intikam almayı düşünmedi. Bir sonraki cinayeti zorlaştıracak siyasal bir karşılık üretmedi. Davalar süründü süründü sonunda kapandı, unutuldu gitti!   Genel başkanlara, milletvekillerine, parti yöneticilerine sayısız saldırı yapıldı. CHP yine kınadı, “korkmuyoruz” dedi ve gerçekten de korkmadı. Ama intikam ya da caydırıcı bir hamle geliştirmeyi hiç tartışmadı.   Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye olan inanç, partinin fikri sabit konusudur vesselam. Peki hukuk işlemezse, demokratik teammüller başkaları tarafından çiğnenirse ne olacak? "Onuda eleştiririz..."   Çok güzel... Peki bu istikrarlı duruşunla geldiğin noktada halktaki karşılığın nedir?!   Bu seviyedeki ahlakçılık anlayışı partide biraz körlüğe sebep olmuştur vesselam... Türkiye'de henüz, -jeopolitik konumundan kaynaklanan- travmatik siyaset yöntemlerinin geçerli olduğu gerçeğini görmüyor!   Ortadoğu coğrafyasında, Ortadoğu halkıyla yaşadığımız gerçeğini görmüyor!   Bu körlük partimizi stratejiden koparıyor ve belki İsveç'te norveç'te itibar görecek bu ahlak, bu coğrafyada dogmalaşıyor. Partiyi çürütüyor. Aynı siyasi atmosferde bulunduğumuz diğer gruplara bakalım: Faşist ve dinci kesimler, suikast darp şantaj gibi yöntemleri hiçbir zaman pratiklerinden eksik etmediler. Devrimcileri demokratları aydınları hatta kendi içlerindeki rakiplerini bile sinsice kahpe pusularla öldürerek kendi yollarını açtılar. Halen de öyle devam ediyorlar. Devrimciler ve sosyalistler ise, demokratik zeminde bile çatışmayı göze alan bir iradeye sahipler. Daha radikal, illegal çizgide duran devrimci örgütlerde ise şiddet, siyasetin temel enstrümanıdır zaten. Jeopolitik konumu itibarıyla, çok fazla ajanlık faaliyetinin yürütüldüğü, çok sert ve kıyıcı gündemleri olan, farklı rejim hiziplerinin terör estirdiği, Toprak bölünmesi üzerine teorilerin silahlandığı çok farklı toplumsal hiziplere sahip olan bu kurtlar sofrası ülkede, CHP, adeta otçul bir konumlanışa yerleştirdi kendini! Kurtlar yiyecek bir şey bulamadıkları zaman o sofrayı kuruyorlar. Sen o sofraya bir otcul olarak oturursan halin ne olur? Bu zaafiyet, lazım oldukça CHP'den birer lokma koparmayı mümkün hale getirmiş midir? Getirmiştir. Bu etçil yırtıcılar, "CHP'nin kendilerini ancak mahkemeye vereceğini, orayı sağlama aldığınız an olayın kapanıp gideceğini" biliyorlar. Bu gün halen CHP'nin düşmanlarında bu deneyimin yarattığı özgüven hakimdir. Ahlak, stratejiyle birleşmediğinde erdem olmaktan çıkar, zaafiyete dönüşür.   Bu çerçevede Bursa’daki son olaylardan örnek verelim. (Bu konuya sadece anlatmak istediğim şeye somut bir örnek olması anlamında giriyorum)   Yıldırım Belediyesi Meclis Üyemiz Zülfikar Bal’a yapılan saldırıyı, kişilere indirgenmiş bir adli vaka olarak okursanız, bir siyasi partinin 'kurumsal okur-yazarlığına sahip olmadığınız anlaşılır. Tabii ki partimiz Zülfikar Bal'a sonuna kadar sahip çıktı çıkıyor. Elbette Zülfikar Bal'ın siyaset yapma hakları seçilmiş olma hakları, güvende olma hakları mahkemelerde aranmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin mahkemeleri yurttaşlarının haklarını savunmakla korumakla yetkili biricik kurumlardır. Orada mahkeme kararı hariç her şey olması gerektiği gibi...   Ancak Cumhuriyet Halk partisi, aynı saldırı sebebiyle, kendi mevcudiyetine kendi itibarına ve kendi egemenlik sahasına da sahip çıkması gerekiyor. Mahkemede Zülfikar Bal'a saldırı yargılanıyor. CHP'ye saldırı boyutu hiç bir yerde görünür değil... Burada partinin stratejik aklı yasallığa değil meşruiyete bakar normalde. Ancak biz de böyle bir etcil refleks yok!   "Burası milliyetçi bir yerdir" diye böğürerek yapılan saldırı, girdiğiniz inin nasıl bir in olduğunu hatırlatıyor size. Sandıkları CHP'nin patlatması sonucu, "bölgelerindeki" egemenliklerinin riske girdiği endişesini yansıtıyor o sözler.   Orada geçerli kanunların kurt kanunları olduğunu ilan ediyor aynı zamanda.   Bu saldırınin, partinin kurumsal okuryazarlığı ile okunduğunda anlaşılması gereken şey şudur: CHP'nin sandıkları patlatıp gelmesinin yukarılarda hissettirdiği korkunun ürettiği bir eylemdir bu. Ve hangi dilden konuşmak istediklerinin beyanıdır. Neden o dili seçiyorlar? Bizim konuşmakta zorlanacağımız bir dil olduğu için...   Sen ısrarla "ben o dili kullanmayacağım" dersen, onlar ihtiyaç duyduklarında gelir sana o dilden bir şeyler daha söyler giderler. En son büyükşehir belediye başkanına yapılan saldırının kararıda, aynı yerde alındı.   O dilin konuşulduğu bir sahadasın. Yasalar neyi zorlarsa zorlasın. Tam bu eşikte, artık senin otculca durma şansın yoktur.   Bir ayrıntı vereyim size: Hiç bir yırtıcı, bölgesine giren otcullara karşı savunma refleksi göstermez.   Bu saldırılar, (etcilliğimiz bize unutturulmak istensede) CHP’nin otcul olmadığını bizden daha iyi bildiklerini gösteriyor...   Kurucu aklı yeniden giyindiğimiz gün, mesele şiddet olmayacak. Ama şiddeti düşünen herkes, karşısında bedel ödeten bir siyasal irade olduğunu bilecek...   Karayılan, şahin bey, Hasan Tahsin, sütçü İmam, nene hatun, Kara Fatma, (siyaseten kuş beyinli de çıksa askeri olarak Çerkez Ethem) Otculmuydu Fransız ve Yunan işgalcilerine sormak lazım... Evvelimiz onlardı, ahirleri bizleriz...   Cumhuriyet ahlakının filozofu Atatürk, stratejik bir gereksinme ile istihdam ettiği İpsiz Recep ve Topal Osman ile o kurtlar sofrasından kaç kere tok kalktı bilmiyor musunuz? Ne otculu?? Kim otcul???
Ekleme Tarihi: 09 Ocak 2026 -Cuma

AHLAK, ŞİDDET ve STRATEJİ

Partimizle ilgili yazılarımızın amacı, kurucu aklı yeniden giyinebilmek için nelerden soyunmamız gerektiğini görünür kılmaktır.
Kurucu iradenin ürettiği stratejik konumlanışa başka türlü nasıl ulaşacağız?
 
Bu yazıda, Cumhuriyet Halk Partisi penceresinden siyasette şiddeti, şiddetle kurduğumuz mesafeyi ve Türkiye siyasetinin kurtlarını ve kuzularını, yüzeysel de olsa ele alacağız.
 
Siyasette şiddet konusunu, ahlak penceresinden incelerseniz başka bir açılım ortaya çıkar.
 
Bölgenin jeopolitik konumundan kaynaklanan sosyopolitik sosyoekonomik koşulları penceresinden incelerseniz başka bir açılımı çıkar.
Var oluşunuzu muhafaza etmenin gerçeklikleri üzrinden ele alırsanız bambaşka bir açılım ortaya çıkar.
 
Demek ki şiddet, her halükarda mahkum edilebilecek bir araç değildir. "Silah kötüdür çiçek iyi" hadi askeri polisi silahsızlandırın çiçek dağıtın onlara..!
Keşke olsa ama yok öyle bir dünya.
 
Kitaplık bir konuyu dar bir alana sıkıştırdığımızın farkındayız. Bu nedenle derin analizler yerine, ezber bozucu tek bir perspektif bırakmayı hedefliyoruz şimdilik.
 
CHP, uzun yıllardır kurumsal olarak, kendisine bir tokat atana öteki yanağını da uzatan bir konumlanışla siyasette ahlakı ve erdemi savunmuştur. Rakiplerini de genellikle bu iki kavram üzerinden eleştirmiş ve yargılamıştır her zaman.
Partimizin temel felsefesini, yani; cumhuriyeti, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğü teorisini anlatan ve yeniden üreten aydınlarımız birer birer suikastlerle katledildiler!
 
(Saygı için: Cavit Orhan Tütengil- Ümit Kaftancıoğlu- Muammer Aksoy- Çetin Emeç- Turan Dursun- Bahriye Üçok- Uğur Mumcu- Ahmet Taner Kışlalı- Necip hablemitoğlu- Musa Anter- Ali Gaffar Okkan- Eşref Bitlis !!!)
 
Partimiz bu cinayetleri en yüksek perdeden kınadı, davaların takipçisi olacağını ilan etti. Ancak hiçbirinde, intikam almayı düşünmedi. Bir sonraki cinayeti zorlaştıracak siyasal bir karşılık üretmedi. Davalar süründü süründü sonunda kapandı, unutuldu gitti!
 
Genel başkanlara, milletvekillerine, parti yöneticilerine sayısız saldırı yapıldı. CHP yine kınadı, “korkmuyoruz” dedi ve gerçekten de korkmadı. Ama intikam ya da caydırıcı bir hamle geliştirmeyi hiç tartışmadı.
 
Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye olan inanç, partinin fikri sabit konusudur vesselam.
Peki hukuk işlemezse, demokratik teammüller başkaları tarafından çiğnenirse ne olacak? "Onuda eleştiririz..."
 
Çok güzel... Peki bu istikrarlı duruşunla geldiğin noktada halktaki karşılığın nedir?!
 
Bu seviyedeki ahlakçılık anlayışı partide biraz körlüğe sebep olmuştur vesselam... Türkiye'de henüz, -jeopolitik konumundan kaynaklanan- travmatik siyaset yöntemlerinin geçerli olduğu gerçeğini görmüyor!
 
Ortadoğu coğrafyasında, Ortadoğu halkıyla yaşadığımız gerçeğini görmüyor!
 
Bu körlük partimizi stratejiden koparıyor ve belki İsveç'te norveç'te itibar görecek bu ahlak, bu coğrafyada dogmalaşıyor. Partiyi çürütüyor.
Aynı siyasi atmosferde bulunduğumuz diğer gruplara bakalım:
Faşist ve dinci kesimler, suikast darp şantaj gibi yöntemleri hiçbir zaman pratiklerinden eksik etmediler. Devrimcileri demokratları aydınları hatta kendi içlerindeki rakiplerini bile sinsice kahpe pusularla öldürerek kendi yollarını açtılar. Halen de öyle devam ediyorlar.
Devrimciler ve sosyalistler ise, demokratik zeminde bile çatışmayı göze alan bir iradeye sahipler.
Daha radikal, illegal çizgide duran devrimci örgütlerde ise şiddet, siyasetin temel enstrümanıdır zaten.
Jeopolitik konumu itibarıyla, çok fazla ajanlık faaliyetinin yürütüldüğü, çok sert ve kıyıcı gündemleri olan, farklı rejim hiziplerinin terör estirdiği, Toprak bölünmesi üzerine teorilerin silahlandığı çok farklı toplumsal hiziplere sahip olan bu kurtlar sofrası ülkede, CHP, adeta otçul bir konumlanışa yerleştirdi kendini!
Kurtlar yiyecek bir şey bulamadıkları zaman o sofrayı kuruyorlar. Sen o sofraya bir otcul olarak oturursan halin ne olur?
Bu zaafiyet, lazım oldukça CHP'den birer lokma koparmayı mümkün hale getirmiş midir? Getirmiştir.
Bu etçil yırtıcılar, "CHP'nin kendilerini ancak mahkemeye vereceğini, orayı sağlama aldığınız an olayın kapanıp gideceğini" biliyorlar. Bu gün halen CHP'nin düşmanlarında bu deneyimin yarattığı özgüven hakimdir.
Ahlak, stratejiyle birleşmediğinde erdem olmaktan çıkar, zaafiyete dönüşür.
 
Bu çerçevede Bursa’daki son olaylardan örnek verelim. (Bu konuya sadece anlatmak istediğim şeye somut bir örnek olması anlamında giriyorum)
 
Yıldırım Belediyesi Meclis Üyemiz Zülfikar Bal’a yapılan saldırıyı, kişilere indirgenmiş bir adli vaka olarak okursanız, bir siyasi partinin 'kurumsal okur-yazarlığına sahip olmadığınız anlaşılır.
Tabii ki partimiz Zülfikar Bal'a sonuna kadar sahip çıktı çıkıyor. Elbette Zülfikar Bal'ın siyaset yapma hakları seçilmiş olma hakları, güvende olma hakları mahkemelerde aranmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin mahkemeleri yurttaşlarının haklarını savunmakla korumakla yetkili biricik kurumlardır.
Orada mahkeme kararı hariç her şey olması gerektiği gibi...
 
Ancak Cumhuriyet Halk partisi, aynı saldırı sebebiyle, kendi mevcudiyetine kendi itibarına ve kendi egemenlik sahasına da sahip çıkması gerekiyor. Mahkemede Zülfikar Bal'a saldırı yargılanıyor. CHP'ye saldırı boyutu hiç bir yerde görünür değil...
Burada partinin stratejik aklı yasallığa değil meşruiyete bakar normalde. Ancak biz de böyle bir etcil refleks yok!
 
"Burası milliyetçi bir yerdir" diye böğürerek yapılan saldırı, girdiğiniz inin nasıl bir in olduğunu hatırlatıyor size. Sandıkları CHP'nin patlatması sonucu, "bölgelerindeki" egemenliklerinin riske girdiği endişesini yansıtıyor o sözler.
 
Orada geçerli kanunların kurt kanunları olduğunu ilan ediyor aynı zamanda.
 
Bu saldırınin, partinin kurumsal okuryazarlığı ile okunduğunda anlaşılması gereken şey şudur: CHP'nin sandıkları patlatıp gelmesinin yukarılarda hissettirdiği korkunun ürettiği bir eylemdir bu. Ve hangi dilden konuşmak istediklerinin beyanıdır. Neden o dili seçiyorlar? Bizim konuşmakta zorlanacağımız bir dil olduğu için...
 
Sen ısrarla "ben o dili kullanmayacağım" dersen, onlar ihtiyaç duyduklarında gelir sana o dilden bir şeyler daha söyler giderler.
En son büyükşehir belediye başkanına yapılan saldırının kararıda, aynı yerde alındı.
 
O dilin konuşulduğu bir sahadasın.
Yasalar neyi zorlarsa zorlasın. Tam bu eşikte, artık senin otculca durma şansın yoktur.
 
Bir ayrıntı vereyim size: Hiç bir yırtıcı, bölgesine giren otcullara karşı savunma refleksi göstermez.
 
Bu saldırılar, (etcilliğimiz bize unutturulmak istensede) CHP’nin otcul olmadığını bizden daha iyi bildiklerini gösteriyor...
 
Kurucu aklı yeniden giyindiğimiz gün, mesele şiddet olmayacak.
Ama şiddeti düşünen herkes, karşısında bedel ödeten bir siyasal irade olduğunu bilecek...
 
Karayılan, şahin bey, Hasan Tahsin, sütçü İmam, nene hatun, Kara Fatma, (siyaseten kuş beyinli de çıksa askeri olarak Çerkez Ethem)
Otculmuydu Fransız ve Yunan işgalcilerine sormak lazım...
Evvelimiz onlardı, ahirleri bizleriz...
 
Cumhuriyet ahlakının filozofu Atatürk, stratejik bir gereksinme ile istihdam ettiği İpsiz Recep ve Topal Osman ile o kurtlar sofrasından kaç kere tok kalktı bilmiyor musunuz?
Ne otculu?? Kim otcul???
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve medyakorkusuz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift