Başkasının sözleriyle nutuk atılan, başkasının eylemleri ile övünülen, başkasının fikirleriyle kariyer kovalanan, başkasının projelerine müteahhitlik yapılan düzen içi siyaset sahnesinin tamamına 'Prompter Vadisi' adını taktık.
(Başkasının fikirleri derken; büyük devrimcilerin fikirlerinden bahsetmiyoruz. Onlar elbette insanlığın ilham kaynağı olmaya, insanlığa yol göstermeye devam edecekler.)
Bizim sözünü ettiğimiz şey; fikri olmayan kariyeristlerin, bir üst kariyere payanda olma karşılığı sufle alıp, bir alt kariyere sufle vererek sürdürdükleri düzendir.
Burada herkes bir yerden duyar, bir yere fısıldar ve kendini, payandası için vazgeçilmez hale getirmeye çalışır.
Burada çok kimsenin ortak sloganlardan başka fikri yoktur.
Zira fikirler tehlikelidir. Ve bu oyun fikirsizken daha güvenle oynanıyor!
Hem bir fikri olan bu oyunu oynayamaz zaten. Muhakkak mekanizmanın dışına itilir. Çünkü fikri olan bir yerden sonra kulağını, aklına verir sufleyi duymaz. O zaman oyun bozulur.
Böyle bir mekanizmada, yukarıdan aşağıya doğru sağlanan bu sufle akışında aradaki makamların telgraf direği işlevi görmekten başka ne anlamı vardır?
Dedikya, burası prompter vadisidir diye. Burada herkes herşeyin bir oyun olduğunu bilir. Herkesin yerini koruyabilmesi oyuna sadık kalmasına bağlıdır.
Burada ittifaklarda gerilimlerde kavgalarda politika icabıdır. Herkes kendi trübünlerine oynar.
Mikrofonlarda sert ve tahrik edicidirler ama sahne arkasında birbirlerinin kravatını düzeltirler...
Maksat tribünleri oyunda ve heyecanlı tutmaktır.
Herkes en çok onu yapmaya çalışıyormuş gibi görünse de aslında kimse düzeni değiştirmek istemez. Çünkü o zaman oyunun biteceğini bilirler.
Bu oyunu; toplumun, kendini şucu ya da bucu zanneden bireylerini ütmek üzerine oynanan bir cilli oyununa benzetebiliriz. Gün bitende en çok cilli kimin cebini şişirmişse oyunu o kazanmıştır.
"Cilli ne?" diye sormayın artık. Oyunun bir aşamasında adına taban derler cillinin, bir aşamasında seçmen... Bu yazıda da ona tribün diyoruz mesela. Hepsi ütülecek cillidir ama bilmezler!
Ne yapmalı şimdi? Katılmalı mı oyuna? Ütmeli mi cillileri? Yoksa köşeye mi çekilmeli?
Ne demişti Ecevit?
"Eğer tribünler sahaya inmezse, biri gelir düdüğü çalar herkes evine der"
Bu gidişle mutlaka biri düdüğü çalacak! Ama 'istikamet eviniz' diyecek biri mi, yoksa daha karanlık bir yönü gösterecek birimi bilemeyiz.
Bugün yapılacak en doğru iş belkide bu vadiden uzaklaşmak tribünlere karışmaktır.
Tribünler, prompter vadisine bakar oyuna konsantre olurlar, ama oraya ait değildirler. Tribünler hayata aittir. Duyguları fikirleri beklentileri politika icabı değildir. Oyun hiç değildir.
Bu yüzden vadideki hayattansa tribünlerdeki ölüm daha uzun ömürlüdür
