Çarkına tükürdüğümün dünyası tersine dönüyor. Ekonomi dibin dibine vurmuş, Adalet sağduyudan kopmuş… Teraziyi elinde tutan kadının iki gözü açık… Hâkimin tokmağı güçlülerin elleriyle, güçsüzlerin başına iniyor. Devletin düzensizliğine itirazı olanların ayaklarına kelepçe takılıyor… Evler birer hapishane, aile reisleri mahkûm… Çocuklar hayretler içinde şaşkın… Babalarından açıklama bekliyor. Babalar mahcup ve suskun…
Dindarlar Tanrının kefaletinde halktan paralar topluyor, topladıkları paraları gavur dedikleri ülkelere gönderiyor… Liyakatsiz din adamlarından ses çıkmıyor… Onlar, Din, iman, umut ve öteki dünyanın nimetlerini anlatmaya devam ediyorlar. Tanrıya inanan cahil yoksullar ise kendi yoksulluklarına inanmıyorlar. Çünkü onlar uyuyorlar, yaşadıklarını rüya sanıyorlar…
Benim yazdıklarım bir meydan okuma değildir. Ne haddime… Sadece düşüncelerimi dile getirmeye çalışıyorum. Haksızlıkların karşısında dilsiz şeytan olmak istemiyorum. Bir evin içinde yalnız yaşıyorum. Zaten ev hapsindeyim. Bir tek ayaklarımda kelepçem eksik… Bakkala gider alışveriş yaparım, fırından ekmek alırım. Düzene çomak sokmuyorum. Bu nedenle rahatım…
Tanrı kullarının düzenbazlıklarıyla başa çıkamayacağını anladı… Sırtını çevirip gitti… Gitmeseydi müdahale etmez miydi? Tanrı gitti, ben de gidiyorum. Selametle…
