Bazen birkaç kelime, koskoca bir toplumsal gerilimi anlatmaya yetiyor. Özellikle de bu ülkenin ekonomik gerçeklerini uzaktan izleyip, birkaç günlüğüne gelip gördüğü manzaraya bakarak “Türkiye’nin durumu gayet iyi” diyenlere karşı…
Yurt dışından geliyorsunuz. Paranızı Türk lirasına çeviriyorsunuz. Döviz karşısında oluşan kur avantajıyla tatilinizi yapıyor, restoranlara gidiyor, alışverişinizi yapıyor, birkaç gün boyunca birçok şeyi Almanyaya kıyasla daha uygun fiyatlara tüketiyorsunuz. Sonra da dönüp “Burada hayat ucuz, ekonomi de gayet iyi” diyorsunuz.
Peki kime göre ucuz?
Sizin için ucuz olan, burada yaşayan milyonlarca insan için hayatın ta kendisi.
Bir restoranda hesabı öderken cebinizden çıkan parayı kendi ülkenizin para birimiyle değerlendirip “Ne kadar uygun” diyebilirsiniz. Ama aynı hesabı her gün kazandığı Türk lirasıyla ödemek zorunda olan insan için bunun ne anlama geldiğini gerçekten biliyor musunuz?
Kimin ay sonunu nasıl getirdiğini biliyor musunuz?
Kimin maaşının daha ayın ortasında bittiğini, kimin faturalarını ötelediğini, kimin çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamak için kendi ihtiyaçlarından vazgeçtiğini biliyor musunuz?
Kimin kredi kartına mahkûm olduğunu, kimin borçtan borca yaşadığını, kimin artan kira, gıda, ulaşım ve eğitim masrafları karşısında ne yapacağını düşündüğünü biliyor musunuz?
Bilmiyorsunuz.
Çünkü birkaç günlük tatil ile bir ülkede yaşamak aynı şey değildir.
Turist olarak gördüğünüz Türkiye ile vatandaşın yaşadığı Türkiye arasında bazen uçurum vardır.
Üstelik mesele yalnızca market fiyatı ya da restoran hesabı da değil. İnsanlar kazandıkları paranın önemli bir bölümünü vergiler yoluyla devlete ödüyor. Alışveriş yaparken vergi ödüyor, fatura öderken vergi ödüyor, aracına yakıt alırken vergi ödüyor, evine giren birçok üründe vergiyle karşılaşıyor. Maaşından kesilen vergiler yetmiyor; günlük hayatın neredeyse her aşamasında yeniden vergiyle karşılaşıyor.
Bütün bunların yükünü taşıyan insanlara dönüp “Türkiye gayet iyi durumda” demek kolay.
Çünkü o cümleyi kurarken o insanın hayatını yaşamıyorsunuz.
Siz dövizinizi bozdurup birkaç gün rahatça harcayabiliyor olabilirsiniz. Fakat burada yaşayan insan aynı parayı kazanabilmek için ayın her günü çalışıyor. Kirasını, faturasını, mutfağını, ulaşımını, eğitim masraflarını ve vergilerini düşünmek zorunda.
Bu yüzden kimsenin yaşadığı ekonomik sıkıntıyı küçümsemeye hakkınız yok.
Bir ülkeye turist olarak gelmek başka, o ülkede vatandaş olarak yaşamak başka.
Bir insanın cebindeki paranın değerini, yalnızca sizin tatil bütçenize bakarak ölçemezsiniz.
O yüzden biraz empati…
Biraz da haddimizi bilmek gerekiyor.
Çünkü kimin ne yaşadığını, hangi borcun altında ezildiğini, hangi vergiyi ödediğini, hangi faturayı nasıl denkleştirdiğini bilmiyorsanız; o insanlara hayat dersi vermek yerine önce susup dinlemek gerekir.
Sana ne ulan, sana ne?
Sen birkaç günlüğüne gelip gördüğün Türkiye’den bahsediyorsun.
Biz ise burada her gün yaşadığımız Türkiye’den…
