Türkiye siyasetinde hiçbir cümlenin rastgele kurulmadığını, hiçbir tartışmanın "zamansız" açılmadığını bilecek kadar uzun bir hafızaya sahibiz. Hele ki mevzu, bu ülkenin kurucu anlatısı, hafızası ve geleceği kuracak olan nesillerin eğitilmesiyse, sarf edilen her kelimenin arkasında politik bir tasarım aramak kaçınılmazdır.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in sarf ettiği iddia edilen ve kamuoyunda infial yaratan "Neyden kurtulduk? Öncesinde koskoca Osmanlı vardı" sözleri, tam da kritik bir NATO Zirvesi arifesinde gündeme bomba gibi düştü. Üzerinden 24 saatten fazla zaman geçmesine rağmen ne bakanlıktan ne de Tekin’in kendisinden tek bir yalanlama gelmemesi, bu sözlerin kurumsal ve siyasal bir iradenin dışa vurumu olduğunu tesciller nitelikte. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Milli Eğitim Bakanı’nın, bu toprakların varoluş mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı’nı müfredat üzerinden tartışmaya açması, sıradan bir "tarih yorumu" olarak geçiştirilemez.
Bu hamlenin NATO Zirvesi ile aynı takvime denk gelmesi ise akıllara şu soruyu getiriyor: Bu bir tesadüf mü, yoksa küresel ve bölgesel dengeler gözetilerek içeride yürütülen sistematik bir dönüşümün parçası mı?
Türkiye’de uzun süredir uygulanan bir siyaset yapma pratiği var: Önce tepki çekecek, ezber bozacak, hatta toplumun sinir uçlarına dokunacak bir fikir ortaya atılır. Toplumun refleksi ölçülür, tepkiler izlenir, zemin yoklanır. Eğer yeterli direnç oluşmazsa, o "söylenen" şey zamanla kurumsallaşır ve sessiz sedasız hayata geçirilir. "Müfredat değişikliği" adı altında adım adım örülen yeni eğitim modelinin, Kurtuluş Savaşı’nı ve kurucu değerleri silikleştiren bir hafıza kırımına dönüşmesi tam da bu planın bir parçası gibi duruyor.
Osmanlı İmparatorluğu bizim tarihimizdir, geçmişimizdir; bunu kimse inkar edemez. Ancak koskoca bir imparatorluğun çöküş döneminde, Sevr ile paramparça edilmiş bir coğrafyadan, emperyalizme karşı dişe diş verilen bir mücadeleyle yeni bir devlet çıkarmış olmak da bu milletin en büyük gururudur. "Neyden kurtulduk?" sorusu, işgal edilen Anadolu topraklarını, İzmir’e çıkan Yunan askerini, İstanbul’u kuşatan İngiliz zırhlılarını ve o zırhlılara teslim olan iradeyi görmezden gelmektir. Biz, sömürgeleşmekten, yok olmaktan ve tarihten silinmekten kurtulduk.
Siyasilerden ve toplumun geniş kesimlerinden yükselen tepkiler haklıdır ancak yeterli değildir. Çünkü bu topraklarda tehlike, sözlerin ağırlığında değil, o sözlerin zamanla eyleme dökülmesindeki sistematik sürekliliktedir.
Bugün Kurtuluş Savaşı’nın adını ve ruhunu müfredattan, hafızalardan silmeye yeltenenler bilmelidir ki; tarih laboratuvarda yeniden üretilen bir sıvı değildir. Toplumların ortak hafızası, bakanlık genelgeleriyle veya konjonktürel siyasi manevralarla silinemeyecek kadar derine kök salmıştır. NATO Zirvesi’ne giderken dışarıya ya da içeriye hangi mesaj verilmek istenirse istensin; bu ülkenin kurtuluş ve kuruluş reçetesi, ne geçmişi kutsayıp bugünü yıkanların ne de geleceği uluslararası dengelere kurban edenlerin tekelindedir.
