Nurettin ARSLAN
Köşe Yazarı
Nurettin ARSLAN
 

ÖLEN KADINLAR VE SUSAN TOPLUM

Bir ülkede kadınlar öldürülüyorsa yalnızca kadınlar değil, adalet, vicdan ve insanlık da öldürülüyor demektir. Her sabah yeni bir güne uyanıyoruz. Gazetelerin sayfalarında, televizyonların ekranlarında yine aynı acı haberlerle karşılaşıyoruz: Bir kadın daha öldürüldü, bir anne daha evladından koparıldı, bir çocuk daha annesiz kaldı. Bir evden daha ağıt yükseldi. Ne yazık ki artık kadın cinayetleri toplumun vicdanını sarsan istisnai olaylar olmaktan çıkarılıp sıradan haberler hâline getiriliyor. Oysa hiçbir kadın, yaşamak için mücadele etmek zorunda kalmamalı. Hiçbir kadın, ayrılmak istediği için, boşanmak istediği için, kendi hayatına dair karar verdiği için ölüm korkusuyla yaşamak zorunda bırakılmamalı. Kadın cinayetleri yalnızca bireysel öfkenin, kıskançlığın veya aile içi anlaşmazlıkların sonucu değildir. Bu cinayetlerin arkasında kadını ikinci sınıf gören anlayış, erkek egemen zihniyet, cezasızlık algısı ve yıllardır çözülemeyen toplumsal sorunlar vardır. Bir kadın öldürüldükten sonra herkes konuşuyor. Siyasetçiler açıklama yapıyor, yetkililer üzüntülerini dile getiriyor, sosyal medyada mesajlar paylaşılıyor. Ancak asıl soru şudur: Bu kadınlar öldürülmeden önce neden korunamıyor? Şiddet gören, tehdit edilen, defalarca yardım isteyen kadınların sesini neden zamanında duyamıyoruz? Koruma kararları neden her zaman hayat kurtaramıyor? Kadınların başvuruları neden yeterince ciddiye alınmıyor? Bir kadının yaşam hakkı, kâğıt üzerindeki kararlarla korunamaz. Bunun için etkin bir hukuk sistemi, kararlı bir devlet politikası ve güçlü bir toplumsal irade gerekir. Kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca kadınların meselesi değildir. Bu, bütün toplumun ortak sorumluluğudur. Erkeklerin, ailelerin, eğitim kurumlarının, yerel yönetimlerin, siyasetin ve yargının bu konuda açık bir tavır alması gerekir. Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren eşitliği, saygıyı ve birlikte yaşamayı öğretmeliyiz. Erkek çocuklarına gücün baskı kurmak değil, sorumluluk almak olduğunu anlatmalıyız. Kadınların özgür iradesini tehdit olarak gören anlayışla mücadele etmeliyiz. Peki ne yapılmalı? Öncelikle şiddet tehdidi altındaki kadınlar için koruma mekanizmaları gerçekten işletilmeli, uzaklaştırma kararları titizlikle uygulanmalı ve ihmal gösteren kamu görevlileri hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır. Kadın sığınma evleri artırılmalı, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları için kadınlara destek sağlanmalıdır. Şiddet faillerine yönelik caydırıcı ve etkili bir hukuk politikası uygulanmalıdır. İstanbul Sözleşmesi'nin yeniden gündeme alınması ve 6284 sayılı Kanun'un etkin biçimde uygulanması da bu mücadelenin önemli başlıklarıdır. Unutulmamalıdır ki bir kadının hayatı, hiçbir siyasi tartışmanın, hiçbir toplumsal önyargının ve hiçbir geleneksel bahanenin gerisinde bırakılamaz. Bir ülkede kadınlar korkmadan sokağa çıkamıyorsa, evlerinde güvende değilse, ayrılmak istedikleri için öldürülüyorsa orada yalnızca kadınların değil, demokrasinin ve hukuk devletinin de ciddi bir sorunu vardır. Artık kadınların öldürülmesinden sonra gözyaşı dökmek değil, öldürülmelerini önlemek zorundayız. Çünkü her öldürülen kadının ardından söylenen bir cümle var: "Bir kadın daha öldürüldü." Oysa bizim söylememiz gereken şudur: *Artık hiçbir kadın öldürülmesin! Hiçbir çocuk annesiz kalmasın! Hiçbir anne evladının tabutuna sarılmasın!* Kadınların yaşama hakkını koruyamayan bir toplum, geleceğini de koruyamaz. Bir ülkenin medeniyeti, kadınların ne kadar özgür, eşit ve güvende yaşadığıyla ölçülür. *Kadınları yaşatmak bir tercih değil, devletin görevi, toplumun vicdanı ve insan olmanın gereğidir.*
Ekleme Tarihi: 31 Ekim 2026 -Cumartesi

ÖLEN KADINLAR VE SUSAN TOPLUM

Bir ülkede kadınlar öldürülüyorsa yalnızca kadınlar değil, adalet, vicdan ve insanlık da öldürülüyor demektir.

Her sabah yeni bir güne uyanıyoruz. Gazetelerin sayfalarında, televizyonların ekranlarında yine aynı acı haberlerle karşılaşıyoruz: Bir kadın daha öldürüldü, bir anne daha evladından koparıldı, bir çocuk daha annesiz kaldı. Bir evden daha ağıt yükseldi. Ne yazık ki artık kadın cinayetleri toplumun vicdanını sarsan istisnai olaylar olmaktan çıkarılıp sıradan haberler hâline getiriliyor.

Oysa hiçbir kadın, yaşamak için mücadele etmek zorunda kalmamalı. Hiçbir kadın, ayrılmak istediği için, boşanmak istediği için, kendi hayatına dair karar verdiği için ölüm korkusuyla yaşamak zorunda bırakılmamalı.

Kadın cinayetleri yalnızca bireysel öfkenin, kıskançlığın veya aile içi anlaşmazlıkların sonucu değildir. Bu cinayetlerin arkasında kadını ikinci sınıf gören anlayış, erkek egemen zihniyet, cezasızlık algısı ve yıllardır çözülemeyen toplumsal sorunlar vardır.

Bir kadın öldürüldükten sonra herkes konuşuyor. Siyasetçiler açıklama yapıyor, yetkililer üzüntülerini dile getiriyor, sosyal medyada mesajlar paylaşılıyor. Ancak asıl soru şudur: Bu kadınlar öldürülmeden önce neden korunamıyor?

Şiddet gören, tehdit edilen, defalarca yardım isteyen kadınların sesini neden zamanında duyamıyoruz? Koruma kararları neden her zaman hayat kurtaramıyor? Kadınların başvuruları neden yeterince ciddiye alınmıyor?

Bir kadının yaşam hakkı, kâğıt üzerindeki kararlarla korunamaz. Bunun için etkin bir hukuk sistemi, kararlı bir devlet politikası ve güçlü bir toplumsal irade gerekir.

Kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca kadınların meselesi değildir. Bu, bütün toplumun ortak sorumluluğudur. Erkeklerin, ailelerin, eğitim kurumlarının, yerel yönetimlerin, siyasetin ve yargının bu konuda açık bir tavır alması gerekir.

Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren eşitliği, saygıyı ve birlikte yaşamayı öğretmeliyiz. Erkek çocuklarına gücün baskı kurmak değil, sorumluluk almak olduğunu anlatmalıyız. Kadınların özgür iradesini tehdit olarak gören anlayışla mücadele etmeliyiz.

Peki ne yapılmalı?

Öncelikle şiddet tehdidi altındaki kadınlar için koruma mekanizmaları gerçekten işletilmeli, uzaklaştırma kararları titizlikle uygulanmalı ve ihmal gösteren kamu görevlileri hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır. Kadın sığınma evleri artırılmalı, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları için kadınlara destek sağlanmalıdır. Şiddet faillerine yönelik caydırıcı ve etkili bir hukuk politikası uygulanmalıdır.

İstanbul Sözleşmesi'nin yeniden gündeme alınması ve 6284 sayılı Kanun'un etkin biçimde uygulanması da bu mücadelenin önemli başlıklarıdır.

Unutulmamalıdır ki bir kadının hayatı, hiçbir siyasi tartışmanın, hiçbir toplumsal önyargının ve hiçbir geleneksel bahanenin gerisinde bırakılamaz.

Bir ülkede kadınlar korkmadan sokağa çıkamıyorsa, evlerinde güvende değilse, ayrılmak istedikleri için öldürülüyorsa orada yalnızca kadınların değil, demokrasinin ve hukuk devletinin de ciddi bir sorunu vardır.

Artık kadınların öldürülmesinden sonra gözyaşı dökmek değil, öldürülmelerini önlemek zorundayız.

Çünkü her öldürülen kadının ardından söylenen bir cümle var: "Bir kadın daha öldürüldü."

Oysa bizim söylememiz gereken şudur:

*Artık hiçbir kadın öldürülmesin! Hiçbir çocuk annesiz kalmasın! Hiçbir anne evladının tabutuna sarılmasın!*

Kadınların yaşama hakkını koruyamayan bir toplum, geleceğini de koruyamaz. Bir ülkenin medeniyeti, kadınların ne kadar özgür, eşit ve güvende yaşadığıyla ölçülür.

*Kadınları yaşatmak bir tercih değil, devletin görevi, toplumun vicdanı ve insan olmanın gereğidir.*

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve medyakorkusuz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.