Nurettin ARSLAN
Köşe Yazarı
Nurettin ARSLAN
 

GÜLSEMMİ AĞLASAMMI ?

Memleketin ekonomisi komediye, vatandaşın hayatı trajediye dönerse... Memlekette artık ekonomik kriz anlatılmıyor; *ekonomik kriz yaşanıyor, üstüne bir de fıkrası anlatılıyor.* Çünkü insanın cebinde para kalmayınca bazen ağlayamıyor bile. Gülüyor. Neye güldüğünü kendisi de bilmiyor. Markete giriyor, fiyatlara bakıyor: “Bu fiyat gerçekten mi?” Kasiyer: “Evet.” “Şaka mı?” “Hayır.” “E o zaman ben niye gülüyorum?” Çünkü ağlamaya sıra gelmeden kredi kartının limiti bitiyor! --- Eskiden iktidarlar vatandaşın refahını artırmak için yarışırdı. Şimdi vatandaş kendi refahını korumak için yarışıyor. Ayın ilk günü maaş yatıyor. İkinci gün faturalar geliyor. Üçüncü gün kira geliyor. Dördüncü gün kredi kartı hesap kesiyor. Beşinci gün vatandaş ekonomik takvimden çıkıyor! Ayın geri kalanında ise temel ekonomik faaliyet şu: *“Bunu almasam da olur mu?”* Domates? “Olur.” Peynir? “Olur.” Et? “Zaten hayaldi.” Tatil? “Televizyondan gideriz.” Emeklilikte huzur? “Komedi programlarında izleriz.” --- Siyaset dünyasında da ilginç bir durum var. Vatandaş pazara gidiyor, siyasetçi kürsüye çıkıyor. Vatandaş: “Geçinemiyorum.” Siyasetçi: “Büyüyoruz.” Vatandaş: “Kirayı ödeyemiyorum.” Siyasetçi: “Güçleniyoruz.” Vatandaş: “Marketten eli boş dönüyorum.” Siyasetçi: “İhracatımız arttı.” Vatandaş bir an düşünüyor: “İyi de benim mutfakta neden ihracat var da ithalat yok?” --- Türkiye'de artık ekonomik göstergeler de vatandaşa göre değil, vatandaştan bağımsız konuşuyor. Grafikler yukarı çıkıyor. Vatandaş aşağı bakıyor. Rakamlar büyüyor. Maaş küçülüyor. Tablolar renkleniyor. Pazar filesi boşalıyor. İstatistikler umut veriyor. Bakkal veresiye defterini açıyor. İşte burada insanın aklına şu soru geliyor: *Acaba ülke ekonomisi başka bir ülkede mi yaşıyor?* Çünkü bizim evde hesap başka, televizyondaki hesap başka. --- Bir de “sabır” meselesi var. Vatandaşa sürekli sabır tavsiye ediliyor. Sabır güzel şey. Ama insanın sabrının da bir bütçesi var. Elektrik faturası geliyor: “Sabret.” Doğalgaz geliyor: “Sabret.” Kira geliyor: “Biraz daha sabret.” Pazara gidiyor: “Daha çok sabret.” Çocuk okul masrafını söylüyor: “Evladım, baban şu anda sabır ekonomisi uyguluyor.” Ama sabırla market arabası dolmuyor. Sabırla kira ödenmiyor. Sabırla emeklinin sofrasına et gelmiyor. *Vatandaşın artık sabır değil, çözüm beklediğini görmek gerekiyor.* --- Asıl komik olan ise şu: Siyasetçiler birbirleriyle kavga ediyor, vatandaş faturayla kavga ediyor. Mecliste tartışmalar yaşanıyor, evde hesap makinesi çalışıyor. Partiler birbirine laf yetiştiriyor, vatandaş ay sonuna yetişmeye çalışıyor. Siyaset gündemi değişiyor. Vatandaşın gündemi değişmiyor: *Kira, fatura, mutfak, eğitim, sağlık, iş ve geçim.* İnsanların hayatını doğrudan etkileyen meseleler bunlar. Vatandaşın cebine dokunmayan hiçbir siyasi slogan, mutfaktaki tencereyi kaynatmıyor. --- Ve işin en acı tarafı şu: Biz bütün bunları konuşurken hâlâ birbirimize gülüyoruz. “Et pahalı.” “Alma.” “Peynir pahalı.” “Yeme.” “Kiralar uçtu.” “Çadır kur.” Sonunda ekonomi politikası da fıkra gibi bir şeye dönüşüyor. Ama fıkranın sonunda kahkaha yok. Çünkü bu kez fıkranın kahramanı vatandaşın kendisi. --- Siyasetin görevi vatandaşa “daha ne kadar dayanabileceğini” öğretmek değildir. Siyasetin görevi, *insanın insanca yaşayabileceği koşulları oluşturmak* üzerine tartışmaktır. Ekonomi yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir. Ekonomi, akşam eve götürülen ekmektir. Çocuğun okul masrafıdır. Emeklinin pazardan eli boş dönmemesidir. Genç insanın geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda hissetmemesidir. Bir ailenin ayın son haftasında sofradan utanmamasıdır. Bunlar gerçekleşmiyorsa, en parlak rakamların bile vatandaş açısından anlamı sınırlıdır. --- Bizim artık ağlanacak hâlimize gülmek yerine, *neden bu hâle geldiğimizi ciddi ciddi konuşmamız gerekiyor.* Çünkü mizah iyidir. Gülmek iyidir. Ama mizah, yoksulluğun üstünü örten bir perdeye dönüşmemeli. Vatandaşın kahkahası çaresizliğin sesi olmamalı. Siyaset de vatandaşa sürekli “sabret” demek yerine, *“sorunu nasıl çözeceğiz?”* sorusuna cevap vermeli. Çünkü halkın cebinde para yokken yapılan en pahalı şey, boş laftır. Ve artık bu ülkenin insanı ağlanacak hâline gülmek istemiyor. *Gülmek istiyor ama gerçekten gülmek istiyor.* Markette fiyat görünce değil... *Fiyatı görünce şaşırmadığı için gülmek istiyor.* İşte o gün, mizah da değişecek. Bugünkü: “Buna da şükür!” yerine, *“Oh be, sonunda insanca yaşıyoruz!”* diyeceğiz.
Ekleme Tarihi: 06 Ekim 2026 -Salı

GÜLSEMMİ AĞLASAMMI ?

Memleketin ekonomisi komediye, vatandaşın hayatı trajediye dönerse...

Memlekette artık ekonomik kriz anlatılmıyor; *ekonomik kriz yaşanıyor, üstüne bir de fıkrası anlatılıyor.*

Çünkü insanın cebinde para kalmayınca bazen ağlayamıyor bile. Gülüyor.

Neye güldüğünü kendisi de bilmiyor.

Markete giriyor, fiyatlara bakıyor:

“Bu fiyat gerçekten mi?”

Kasiyer:

“Evet.”

“Şaka mı?”

“Hayır.”

“E o zaman ben niye gülüyorum?”

Çünkü ağlamaya sıra gelmeden kredi kartının limiti bitiyor!

---

Eskiden iktidarlar vatandaşın refahını artırmak için yarışırdı.

Şimdi vatandaş kendi refahını korumak için yarışıyor.

Ayın ilk günü maaş yatıyor.

İkinci gün faturalar geliyor.

Üçüncü gün kira geliyor.

Dördüncü gün kredi kartı hesap kesiyor.

Beşinci gün vatandaş ekonomik takvimden çıkıyor!

Ayın geri kalanında ise temel ekonomik faaliyet şu:

*“Bunu almasam da olur mu?”*

Domates?

“Olur.”

Peynir?

“Olur.”

Et?

“Zaten hayaldi.”

Tatil?

“Televizyondan gideriz.”

Emeklilikte huzur?

“Komedi programlarında izleriz.”

---

Siyaset dünyasında da ilginç bir durum var.

Vatandaş pazara gidiyor, siyasetçi kürsüye çıkıyor.

Vatandaş:

“Geçinemiyorum.”

Siyasetçi:

“Büyüyoruz.”

Vatandaş:

“Kirayı ödeyemiyorum.”

Siyasetçi:

“Güçleniyoruz.”

Vatandaş:

“Marketten eli boş dönüyorum.”

Siyasetçi:

“İhracatımız arttı.”

Vatandaş bir an düşünüyor:

“İyi de benim mutfakta neden ihracat var da ithalat yok?”

---

Türkiye'de artık ekonomik göstergeler de vatandaşa göre değil, vatandaştan bağımsız konuşuyor.

Grafikler yukarı çıkıyor.

Vatandaş aşağı bakıyor.

Rakamlar büyüyor.

Maaş küçülüyor.

Tablolar renkleniyor.

Pazar filesi boşalıyor.

İstatistikler umut veriyor.

Bakkal veresiye defterini açıyor.

İşte burada insanın aklına şu soru geliyor:

*Acaba ülke ekonomisi başka bir ülkede mi yaşıyor?*

Çünkü bizim evde hesap başka, televizyondaki hesap başka.

---

Bir de “sabır” meselesi var.

Vatandaşa sürekli sabır tavsiye ediliyor.

Sabır güzel şey.

Ama insanın sabrının da bir bütçesi var.

Elektrik faturası geliyor:

“Sabret.”

Doğalgaz geliyor:

“Sabret.”

Kira geliyor:

“Biraz daha sabret.”

Pazara gidiyor:

“Daha çok sabret.”

Çocuk okul masrafını söylüyor:

“Evladım, baban şu anda sabır ekonomisi uyguluyor.”

Ama sabırla market arabası dolmuyor.

Sabırla kira ödenmiyor.

Sabırla emeklinin sofrasına et gelmiyor.

*Vatandaşın artık sabır değil, çözüm beklediğini görmek gerekiyor.*

---

Asıl komik olan ise şu:

Siyasetçiler birbirleriyle kavga ediyor, vatandaş faturayla kavga ediyor.

Mecliste tartışmalar yaşanıyor, evde hesap makinesi çalışıyor.

Partiler birbirine laf yetiştiriyor, vatandaş ay sonuna yetişmeye çalışıyor.

Siyaset gündemi değişiyor.

Vatandaşın gündemi değişmiyor:

*Kira, fatura, mutfak, eğitim, sağlık, iş ve geçim.*

İnsanların hayatını doğrudan etkileyen meseleler bunlar.

Vatandaşın cebine dokunmayan hiçbir siyasi slogan, mutfaktaki tencereyi kaynatmıyor.

---

Ve işin en acı tarafı şu:

Biz bütün bunları konuşurken hâlâ birbirimize gülüyoruz.

“Et pahalı.”

“Alma.”

“Peynir pahalı.”

“Yeme.”

“Kiralar uçtu.”

“Çadır kur.”

Sonunda ekonomi politikası da fıkra gibi bir şeye dönüşüyor.

Ama fıkranın sonunda kahkaha yok.

Çünkü bu kez fıkranın kahramanı vatandaşın kendisi.

---

Siyasetin görevi vatandaşa “daha ne kadar dayanabileceğini” öğretmek değildir.

Siyasetin görevi, *insanın insanca yaşayabileceği koşulları oluşturmak* üzerine tartışmaktır.

Ekonomi yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir.

Ekonomi, akşam eve götürülen ekmektir.

Çocuğun okul masrafıdır.

Emeklinin pazardan eli boş dönmemesidir.

Genç insanın geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda hissetmemesidir.

Bir ailenin ayın son haftasında sofradan utanmamasıdır.

Bunlar gerçekleşmiyorsa, en parlak rakamların bile vatandaş açısından anlamı sınırlıdır.

---

Bizim artık ağlanacak hâlimize gülmek yerine, *neden bu hâle geldiğimizi ciddi ciddi konuşmamız gerekiyor.*

Çünkü mizah iyidir.

Gülmek iyidir.

Ama mizah, yoksulluğun üstünü örten bir perdeye dönüşmemeli.

Vatandaşın kahkahası çaresizliğin sesi olmamalı.

Siyaset de vatandaşa sürekli “sabret” demek yerine, *“sorunu nasıl çözeceğiz?”* sorusuna cevap vermeli.

Çünkü halkın cebinde para yokken yapılan en pahalı şey, boş laftır.

Ve artık bu ülkenin insanı ağlanacak hâline gülmek istemiyor.

*Gülmek istiyor ama gerçekten gülmek istiyor.*

Markette fiyat görünce değil...

*Fiyatı görünce şaşırmadığı için gülmek istiyor.*

İşte o gün, mizah da değişecek.

Bugünkü:

“Buna da şükür!”

yerine,

*“Oh be, sonunda insanca yaşıyoruz!”* diyeceğiz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve medyakorkusuz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.