Nurettin ARSLAN
Köşe Yazarı
Nurettin ARSLAN
 

Ekmek Peşindeki İnsanlara Taş Atılmaz

Bazen bir haber okursunuz, birkaç dakika sonra unutursunuz. Bazen de bir haber vardır ki insanın yüreğine dokunur, vicdanını sızlatır. Zonguldak’ta mevsimlik tarım işçileriyle ilgili yaşanan olay da işte böyle bir haber. Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekir: Olayın nasıl geliştiği, kimlerin ne yaptığı ve olayın hukuki niteliği adli soruşturmayla ortaya çıkacaktır. Zonguldak Valiliği, kamuoyuna yansıyan “toplu saldırı” iddialarından farklı olarak olayın iki aile arasında yaşanan münferit bir anlaşmazlık olduğunu açıkladı. Dolayısıyla kesinleşmemiş iddialar üzerinden herhangi bir kesimi suçlamak doğru değildir. Ama bu olayın bize düşündürdüğü daha büyük bir mesele var: *Ekmek kavgası veren insanlara nasıl davranıyoruz?* Şırnak’tan, Cizre’den, Silopi’den veya Türkiye’nin herhangi bir köşesinden insanlar, mevsimlik işçi olarak başka şehirlere gidiyor. Evinden, ailesinden, alıştığı çevreden uzaklaşıyor. Tarlada, bahçede, güneşin altında saatlerce çalışıyor. Kazandığı üç kuruşla çocuğunun okul masrafını, evinin ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Bunun adı hayat mücadelesidir. Bunun adı alın teridir. Bunun adı ekmek kavgasıdır. Ve ekmek kavgası veren insan, nereden gelmiş olursa olsun bizim insanımızdır. ### *Memleketin doğusu da batısı da bizim* Türkiye'nin en büyük zenginliği, farklılıklarına rağmen bir arada yaşayabilmesidir. Karadenizli Karadeniz'de, Doğulu Doğu'da, Egeli Ege'de yaşamak zorunda değildir. İnsanlar iş bulmak için, çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için ülkenin dört bir yanına gider. Bugün Zonguldak'a giden Şırnaklı bir işçi, yarın başka bir şehirde çalışabilir. Zonguldaklı bir vatandaş da ekmek kapısı için başka bir kente gidebilir. Çünkü hayatın gerçeği budur. *Ekmek, insanı yollara düşürür.* İnsanlar memleketlerinden keyif için ayrılmıyor. Çoğu zaman mecburiyetten, geçim sıkıntısından, çocuklarının geleceği için yollara düşüyor. Bu nedenle mevsimlik işçiye yalnızca “işçi” olarak değil, önce *insan* olarak bakmak zorundayız. ### *Bir olay üzerinden toplumsal düşmanlık yaratılmamalı* Burada çok önemli bir hassasiyet var. Bir olay meydana geldiğinde hemen etnik kimlikler üzerinden konuşmaya başlamak, sosyal medyada doğrulanmamış görüntüleri paylaşmak ve insanları birbirine karşı kışkırtmak büyük bir tehlikedir. Çünkü bir kişinin yaptığı yanlış, koskoca bir topluma mal edilemez. Zonguldak'ta yaşayan herkes aynı değildir. Şırnak'ta yaşayan herkes aynı değildir. Türkiye'de milyonlarca insan vardır ve her insanın kendi düşüncesi, kendi davranışı, kendi sorumluluğu vardır. Bir suç varsa, suçu işleyen hesap vermelidir. Bir mağdur varsa, mağdurun hakkı korunmalıdır. Ama bunun ötesine geçip halkları birbirine düşman etmek, yıllardır birlikte yaşayan insanların arasına kin tohumları ekmek kimseye fayda sağlamaz. ### *Çocukların korkusu hepimizin meselesidir* İşin en acı tarafı ise olayların içinde çocukların da bulunmasıdır. Bir çocuğun gözlerindeki korkuyu düşündüğümüzde, tartışmanın kim tarafından başlatıldığının ötesinde bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz. Çocuklar kavganın tarafı değildir. Çocukların günahı yoktur. Çocuklar sadece güven içinde büyümek ister. Onların zihnine “Sen buradan geliyorsun, onlar oradan geliyor” düşüncesini yerleştirmek yerine, “Hepimiz insanız, hepimiz kardeşiz” diyebilmeliyiz. Çünkü çocukların bugün gördüğü her kavga, yarının toplumuna bırakacağımız bir mirastır. ### *Devletin görevi adaleti sağlamaktır* Böyle olaylarda devletin en önemli görevi, gerçeği bütün yönleriyle ortaya çıkarmaktır. Kim haklı? Kim haksız? Ne yaşandı? Olay nasıl başladı? Kimler sorumludur? Bütün bu soruların cevabı hukuk içerisinde verilmelidir. Ne sosyal medya mahkemesi kurulmalı ne de insanlar daha soruşturma tamamlanmadan suçlu ilan edilmelidir. Adaletin yolu öfkeden değil, delilden geçer. Eğer gerçekten bir saldırı varsa, sorumluları kim olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir. Eğer kamuoyuna yansıtılan iddiaların bir bölümü gerçeği yansıtmıyorsa, bu da açık ve şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Çünkü toplumun ihtiyacı söylenti değil, *gerçektir*. ### *Asıl meselemiz birbirimize nasıl baktığımızdır* Bugün Zonguldak'ta yaşanan olay üzerinden aslında kendimize bir soru sormalıyız: *Biz birbirimize ne gözle bakıyoruz?* Komşu olarak mı? Yurttaş olarak mı? Kardeş olarak mı? Yoksa birbirimizi memleketimize, kimliğimize ve kökenimize göre mi değerlendiriyoruz? Eğer ikinci yolu seçersek, kaybederiz. Çünkü Türkiye'yi ayakta tutan şey birbirimizin aynı olması değildir. Tam tersine, farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmemizdir. Bu ülkenin tarlasında Türkü de Kürdü de Lazı da Çerkezi de Romanı da başka kökenlerden gelen insanları da çalışıyor. Aynı güneşin altında terliyorlar. Aynı ekmeği kazanıyorlar. Aynı çocukların geleceği için mücadele ediyorlar. ### *Birbirimizin yarasını büyütmeyelim* Artık Türkiye'de insanların birbirine daha fazla güvenmeye ihtiyacı var. Kavgadan, kutuplaşmadan, öfkeden çok yorulduk. Bir olay üzerinden bütün bir toplumu suçlamak yerine, olayın gerçeklerini araştırmalıyız. Bir insanın memleketi onun suçlu ya da masum olduğunu göstermez. Bir insanın kimliği onun iyi ya da kötü olduğunu belirlemez. İnsanı insan yapan davranışıdır. Bu yüzden Zonguldak'taki olayın bize bırakacağı en önemli ders şu olmalıdır: *Ekmek peşindeki insanın kimliğine değil, insanlığına bakmalıyız.* Şiddet varsa karşı çıkmalıyız. Haksızlık varsa itiraz etmeliyiz. Mağdur varsa yanında durmalıyız. Ama bütün bunları yaparken aklımızı ve vicdanımızı kaybetmemeliyiz. Çünkü bu ülkenin daha fazla düşmanlığa değil, daha fazla kardeşliğe ihtiyacı var. Ve unutmayalım: *Aynı toprağın üzerinde yaşayan insanların birbirine taş atması kolaydır. Asıl büyük erdem, birbirinin elinden tutabilmektir.* Bugün Zonguldak'ta ekmek için çalışan bir mevsimlik işçinin hakkını savunmak, aslında yarın kendi çocuğumuzun, kardeşimizin veya komşumuzun hakkını savunmaktır. Çünkü hayatın en büyük gerçeği şudur: *Ekmek hepimizin, vatan hepimizin, gelecek hepimizin.* Ve bu geleceği ancak adaletle, kardeşlikle ve insan sevgisiyle kurabiliriz.
Ekleme Tarihi: 24 Ağustos 2026 -Pazartesi

Ekmek Peşindeki İnsanlara Taş Atılmaz


Bazen bir haber okursunuz, birkaç dakika sonra unutursunuz. Bazen de bir haber vardır ki insanın yüreğine dokunur, vicdanını sızlatır. Zonguldak’ta mevsimlik tarım işçileriyle ilgili yaşanan olay da işte böyle bir haber.

Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekir: Olayın nasıl geliştiği, kimlerin ne yaptığı ve olayın hukuki niteliği adli soruşturmayla ortaya çıkacaktır. Zonguldak Valiliği, kamuoyuna yansıyan “toplu saldırı” iddialarından farklı olarak olayın iki aile arasında yaşanan münferit bir anlaşmazlık olduğunu açıkladı. Dolayısıyla kesinleşmemiş iddialar üzerinden herhangi bir kesimi suçlamak doğru değildir.

Ama bu olayın bize düşündürdüğü daha büyük bir mesele var:

*Ekmek kavgası veren insanlara nasıl davranıyoruz?*

Şırnak’tan, Cizre’den, Silopi’den veya Türkiye’nin herhangi bir köşesinden insanlar, mevsimlik işçi olarak başka şehirlere gidiyor. Evinden, ailesinden, alıştığı çevreden uzaklaşıyor. Tarlada, bahçede, güneşin altında saatlerce çalışıyor. Kazandığı üç kuruşla çocuğunun okul masrafını, evinin ihtiyacını karşılamaya çalışıyor.

Bunun adı hayat mücadelesidir.

Bunun adı alın teridir.

Bunun adı ekmek kavgasıdır.

Ve ekmek kavgası veren insan, nereden gelmiş olursa olsun bizim insanımızdır.

### *Memleketin doğusu da batısı da bizim*

Türkiye'nin en büyük zenginliği, farklılıklarına rağmen bir arada yaşayabilmesidir.

Karadenizli Karadeniz'de, Doğulu Doğu'da, Egeli Ege'de yaşamak zorunda değildir. İnsanlar iş bulmak için, çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için ülkenin dört bir yanına gider.

Bugün Zonguldak'a giden Şırnaklı bir işçi, yarın başka bir şehirde çalışabilir. Zonguldaklı bir vatandaş da ekmek kapısı için başka bir kente gidebilir.

Çünkü hayatın gerçeği budur.

*Ekmek, insanı yollara düşürür.*

İnsanlar memleketlerinden keyif için ayrılmıyor. Çoğu zaman mecburiyetten, geçim sıkıntısından, çocuklarının geleceği için yollara düşüyor.

Bu nedenle mevsimlik işçiye yalnızca “işçi” olarak değil, önce *insan* olarak bakmak zorundayız.

### *Bir olay üzerinden toplumsal düşmanlık yaratılmamalı*

Burada çok önemli bir hassasiyet var.

Bir olay meydana geldiğinde hemen etnik kimlikler üzerinden konuşmaya başlamak, sosyal medyada doğrulanmamış görüntüleri paylaşmak ve insanları birbirine karşı kışkırtmak büyük bir tehlikedir.

Çünkü bir kişinin yaptığı yanlış, koskoca bir topluma mal edilemez.

Zonguldak'ta yaşayan herkes aynı değildir.

Şırnak'ta yaşayan herkes aynı değildir.

Türkiye'de milyonlarca insan vardır ve her insanın kendi düşüncesi, kendi davranışı, kendi sorumluluğu vardır.

Bir suç varsa, suçu işleyen hesap vermelidir.

Bir mağdur varsa, mağdurun hakkı korunmalıdır.

Ama bunun ötesine geçip halkları birbirine düşman etmek, yıllardır birlikte yaşayan insanların arasına kin tohumları ekmek kimseye fayda sağlamaz.

### *Çocukların korkusu hepimizin meselesidir*

İşin en acı tarafı ise olayların içinde çocukların da bulunmasıdır.

Bir çocuğun gözlerindeki korkuyu düşündüğümüzde, tartışmanın kim tarafından başlatıldığının ötesinde bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz.

Çocuklar kavganın tarafı değildir.

Çocukların günahı yoktur.

Çocuklar sadece güven içinde büyümek ister.

Onların zihnine “Sen buradan geliyorsun, onlar oradan geliyor” düşüncesini yerleştirmek yerine, “Hepimiz insanız, hepimiz kardeşiz” diyebilmeliyiz.

Çünkü çocukların bugün gördüğü her kavga, yarının toplumuna bırakacağımız bir mirastır.

### *Devletin görevi adaleti sağlamaktır*

Böyle olaylarda devletin en önemli görevi, gerçeği bütün yönleriyle ortaya çıkarmaktır.

Kim haklı?

Kim haksız?

Ne yaşandı?

Olay nasıl başladı?

Kimler sorumludur?

Bütün bu soruların cevabı hukuk içerisinde verilmelidir.

Ne sosyal medya mahkemesi kurulmalı ne de insanlar daha soruşturma tamamlanmadan suçlu ilan edilmelidir.

Adaletin yolu öfkeden değil, delilden geçer.

Eğer gerçekten bir saldırı varsa, sorumluları kim olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir.

Eğer kamuoyuna yansıtılan iddiaların bir bölümü gerçeği yansıtmıyorsa, bu da açık ve şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır.

Çünkü toplumun ihtiyacı söylenti değil, *gerçektir*.

### *Asıl meselemiz birbirimize nasıl baktığımızdır*

Bugün Zonguldak'ta yaşanan olay üzerinden aslında kendimize bir soru sormalıyız:

*Biz birbirimize ne gözle bakıyoruz?*

Komşu olarak mı?

Yurttaş olarak mı?

Kardeş olarak mı?

Yoksa birbirimizi memleketimize, kimliğimize ve kökenimize göre mi değerlendiriyoruz?

Eğer ikinci yolu seçersek, kaybederiz.

Çünkü Türkiye'yi ayakta tutan şey birbirimizin aynı olması değildir.

Tam tersine, farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmemizdir.

Bu ülkenin tarlasında Türkü de Kürdü de Lazı da Çerkezi de Romanı da başka kökenlerden gelen insanları da çalışıyor.

Aynı güneşin altında terliyorlar.

Aynı ekmeği kazanıyorlar.

Aynı çocukların geleceği için mücadele ediyorlar.

### *Birbirimizin yarasını büyütmeyelim*

Artık Türkiye'de insanların birbirine daha fazla güvenmeye ihtiyacı var.

Kavgadan, kutuplaşmadan, öfkeden çok yorulduk.

Bir olay üzerinden bütün bir toplumu suçlamak yerine, olayın gerçeklerini araştırmalıyız.

Bir insanın memleketi onun suçlu ya da masum olduğunu göstermez.

Bir insanın kimliği onun iyi ya da kötü olduğunu belirlemez.

İnsanı insan yapan davranışıdır.

Bu yüzden Zonguldak'taki olayın bize bırakacağı en önemli ders şu olmalıdır:

*Ekmek peşindeki insanın kimliğine değil, insanlığına bakmalıyız.*

Şiddet varsa karşı çıkmalıyız.

Haksızlık varsa itiraz etmeliyiz.

Mağdur varsa yanında durmalıyız.

Ama bütün bunları yaparken aklımızı ve vicdanımızı kaybetmemeliyiz.

Çünkü bu ülkenin daha fazla düşmanlığa değil, daha fazla kardeşliğe ihtiyacı var.

Ve unutmayalım:

*Aynı toprağın üzerinde yaşayan insanların birbirine taş atması kolaydır. Asıl büyük erdem, birbirinin elinden tutabilmektir.*

Bugün Zonguldak'ta ekmek için çalışan bir mevsimlik işçinin hakkını savunmak, aslında yarın kendi çocuğumuzun, kardeşimizin veya komşumuzun hakkını savunmaktır.

Çünkü hayatın en büyük gerçeği şudur:

*Ekmek hepimizin, vatan hepimizin, gelecek hepimizin.*

Ve bu geleceği ancak adaletle, kardeşlikle ve insan sevgisiyle kurabiliriz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve medyakorkusuz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat dini chat islami chat