Cumhuriyet Halk Partisi’ne yıllarca bilinçli şekilde “cehape” diyerek hitap edenlerin bugün çıkıp millete siyasi terminoloji dersi vermeye kalkması, Türkiye siyasetindeki çifte standardın en net özetlerinden biridir. Dün insanların parti isimleriyle alay etmeyi “siyasi üslup” sayanlar
BİLİN TÜRKÇE KISALTILIŞI BU.
TÜRKÇE ÖĞRETİR GİBİ OLACAK AMA
KISALTILIŞI (MHP) AÇILIMI MİLLİYETÇİHAREKET PARTİSİ
KISALTILIŞI (CHP) AÇILIMI CUMHURİYET HALK PARTİSİ
KISALTILIŞI (AKP) AÇILIMI ADALET VE KALKINMA PATİSİ
Bugün kendi tercih ettikleri ifadeler dışında konuşulmasına tahammül edemiyor. Çünkü mesele hiçbir zaman nezaket olmadı; mesele tahakküm kurmak oldu.
Yıllardır topluma açık açık şu mesaj veriliyor:
“Biz nasıl istiyorsak öyle konuşacaksınız.”
“Biz hangi kelimeyi uygun görürsek onu kullanacaksınız.”
“Biz nerede izin verirsek orada eylem yapacaksınız.”
“Bizim çizdiğimiz sınırların dışına çıkmayacaksınız.”
Demokrasiyi, milletin iradesini sadece kendi lehine sonuç verdiğinde kutsal kabul ediyor. İtiraz eden olursa devreye baskı giriyor, tehdit giriyor, yargı sopası giriyor. Farklı ses yükseldiğinde hukuk değil güç konuşuyor. Belediyeler muhalefetin eline geçtiğinde ise halkın oyuna saygı duymak yerine masa başında operasyon planları hazırlanıyor. “Çökeriz” denilip ardından adına daha süslü bir ifade bulunuyor: kayyım.
Oysa demokrasi, insanların hangi kelimeyi kullanacağına devlet aklının karar verdiği bir rejim değildir. Demokrasi; tahammül rejimidir. Hoşuna gitmeyen ifadeye bile katlanabilme olgunluğudur. İnsanların siyasi tercihine, sloganına, eleştirisine müdahale etmeden birlikte yaşayabilme becerisidir. Ama 24 yıllık kesintisiz iktidarın ardından ortaya çıkan tablo gösteriyor ki; uzun süreli güç, bazı çevrelerde devlet ile partiyi, eleştiri ile düşmanlığı birbirine karıştıran bir zihniyet üretmiş durumda.
TEK ADAM YÖNETİMİNE BAZILARIDA ALIŞMIŞ
Bugün gelinen noktada sadece iktidar çevrelerinde değil, siyasetin genelinde de bir “koltuk bağımlılığı” ortaya çıkmış durumda. Makamlar hizmet aracı olmaktan çıktı, kişisel mülk gibi görülmeye başlandı. Kaybedenler bile siyasetten çekilmeyi bilmiyor. Seçim kaybediliyor ama ertesi gün perde arkasında yeni hesaplar başlıyor.
Merdiven altı siyaset mühendisliği ekipleri kuruluyor, küçük küçük klikler oluşturuluyor, sonra da millete dönüp
Ben başkanım, bana başkan diyeceksiniz. diye adeta parmak sallanıyor.
Milletin artık isim tartışmalarından, kelime dayatmalarından, kibirli siyaset dilinden yorulduğunu görmek istemiyorlar. Çünkü gerçek sorunlarla yüzleşmek yerine gündemi kontrol etmeyi tercih ediyorlar. Ekonomi konuşulmasın, adalet konuşulmasın, gençlerin umutsuzluğu konuşulmasın;
Onun yerine
insanlar hangi kısaltmayı kullandı diye tartışalım istiyorlar.
Merdiven altı çalışma ofisleri ile ben başkanım oyunlarını tartışalım istiyorlar
Ancak unutulan bir gerçek var:
Bu ülke, vatandaşına nasıl konuşacağını dikte edenlerin değil; özgürce konuşabilen insanların ülkesi oldukça güçlü kalacaktır.
