Penis Büyütme Ameliyatı Meme Büyütme Ankara Burun Estetiği Ankara Lazer Epilasyon Ankara Lazer Epilasyon Ankara Dövme Sildirme Ankara Lazer Epilasyon Çayyolu Lazer Epilasyon Konya Cilt Bakımı Konya Kıl Dönmesi Tedavisi Ankara Hemoroid Tedavisi Ankara Meme Ultrasonu Ankara Radyolog Ankara Selülit Tedavisi Konya Göz Kapağı Estetiği Ankara
Muhammet karasu
Köşe Yazarı
Muhammet karasu
 

İktidarın İllüzyonu: Algıyla Yönetmek

Türkiye’de siyasal iktidarın en güçlü olduğu alanlardan biri, reel sonuçlar değil, algı üretimidir. Yaklaşık 23 yıldır ülkeyi yöneten AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süre zarfında ortaya çıkan sosyo-ekonomik tablonun muhasebesini yapmak yerine, tabloyu yeniden çerçevelemeyi tercih etmektedir. Yoksulluk meselesi bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biridir. Bugün iktidar cephesinden sıkça duyduğumuz söylem şudur: “Biz iktidara geldiğimizde 2,5 milyon fakir vardı, bugün 17,5 milyon fakire bakıyoruz.” İlk bakışta bu ifade, sosyal devletin şefkatli bir elini çağrıştırır. Oysa biraz durup düşününce, bu söylemin bir başarı hikâyesi değil, ustaca kurulmuş bir illüzyon olduğu görülür. Zira temel soru şudur: 23 yıldır tek başına iktidar olan bir siyasi hareket, yoksulluğu azaltmakla mı övünmelidir, yoksa artan yoksulluğu yönetmekle mi? Eğer bugün 17,5 milyon insan sosyal yardıma muhtaç hale gelmişse, bu durum bir başarı değil, yapısal bir başarısızlığın itirafıdır. Ancak iktidar, meseleyi neden-sonuç ilişkisi içinde tartışmak yerine, sayıları tersyüz ederek algıyı yönetmeyi tercih etmektedir. Bu noktada devreye giren ikinci unsur ise “sorumlunun bulunmasıdır.” AKP iktidarı, kendi döneminde oluşan ekonomik ve sosyal sorunların faturasını çoğu zaman ya dış güçlere ya da onlarca yıl önce görev yapmış siyasilere kesmektedir. Bugün hâlâ 1950’lerin, 60’ların Türkiye’sinde yaşamış olan rahmetli İsmet İnönü’nün adı, güncel yoksulluk tartışmalarında bir şekilde anılabiliyorsa, bu durum siyasal söylemin geldiği yeri göstermesi açısından ibretliktir. Bu strateji, seçmene şu mesajı verir: “Sorunlar bizim yönetimimizden kaynaklanmıyor; tarihsel bir mirasla mücadele ediyoruz.” Oysa 23 yıl, herhangi bir “miras” söyleminin arkasına saklanamayacak kadar uzun bir süredir. Bir iktidar, bu kadar zaman sonra hâlâ geçmişi işaret ediyorsa, asıl sorun bugünün politikalarındadır. Burada CHP’nin ve muhalefetin rolü de iktidar tarafından bilinçli biçimde yeniden tanımlanmaktadır. Yoksulluğun, gelir adaletsizliğinin, işsizliğin sorumlusu olarak muhalefet gösterilmekte; iktidar ise kendisini sadece “bakıcı”, “yardım dağıtıcı” bir pozisyona yerleştirmektedir. Bu, siyasal sorumluluğun askıya alınmasıdır. Oysa sosyal yardımlar, kalıcı refahın değil, geçici rahatlamanın aracıdır. Kalıcı refah ise üretim, adil bölüşüm ve güçlü kurumlarla sağlanır. İktidarın kurduğu illüzyon tam da burada devreye girer: Yoksulluğu azaltamadığı gerçeği, yoksulluğu yönettiği algısıyla örtülür. Sayılar, başarı göstergesi gibi sunulur; nedenler ise tartışma dışı bırakılır. Seçmen, “kaç fakire bakıldığı” üzerinden düşünmeye davet edilir, “neden bu kadar fakir olduğu” sorusu ise sistemli biçimde unutturulur. Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, geçmişle polemik değil, bugünün sorunlarıyla yüzleşmektir. 23 yıllık iktidarın sonunda gelinen nokta, artık illüzyonlarla açıklanamaz. Gerçekler, er ya da geç algı duvarlarını aşar. AKP İktidarının görevi de bu gerçekleri eğip bükmek değil, çözmektir.
Ekleme Tarihi: 11 Şubat 2026 -Çarşamba

İktidarın İllüzyonu: Algıyla Yönetmek

Türkiye’de siyasal iktidarın en güçlü olduğu alanlardan biri, reel sonuçlar değil, algı üretimidir. Yaklaşık 23 yıldır ülkeyi yöneten AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süre zarfında ortaya çıkan sosyo-ekonomik tablonun muhasebesini yapmak yerine, tabloyu yeniden çerçevelemeyi tercih etmektedir. Yoksulluk meselesi bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biridir.

Bugün iktidar cephesinden sıkça duyduğumuz söylem şudur: “Biz iktidara geldiğimizde 2,5 milyon fakir vardı, bugün 17,5 milyon fakire bakıyoruz.” İlk bakışta bu ifade, sosyal devletin şefkatli bir elini çağrıştırır. Oysa biraz durup düşününce, bu söylemin bir başarı hikâyesi değil, ustaca kurulmuş bir illüzyon olduğu görülür.

Zira temel soru şudur: 23 yıldır tek başına iktidar olan bir siyasi hareket, yoksulluğu azaltmakla mı övünmelidir, yoksa artan yoksulluğu yönetmekle mi? Eğer bugün 17,5 milyon insan sosyal yardıma muhtaç hale gelmişse, bu durum bir başarı değil, yapısal bir başarısızlığın itirafıdır. Ancak iktidar, meseleyi neden-sonuç ilişkisi içinde tartışmak yerine, sayıları tersyüz ederek algıyı yönetmeyi tercih etmektedir.

Bu noktada devreye giren ikinci unsur ise “sorumlunun bulunmasıdır.” AKP iktidarı, kendi döneminde oluşan ekonomik ve sosyal sorunların faturasını çoğu zaman ya dış güçlere ya da onlarca yıl önce görev yapmış siyasilere kesmektedir. Bugün hâlâ 1950’lerin, 60’ların Türkiye’sinde yaşamış olan rahmetli İsmet İnönü’nün adı, güncel yoksulluk tartışmalarında bir şekilde anılabiliyorsa, bu durum siyasal söylemin geldiği yeri göstermesi açısından ibretliktir.

Bu strateji, seçmene şu mesajı verir: “Sorunlar bizim yönetimimizden kaynaklanmıyor; tarihsel bir mirasla mücadele ediyoruz.” Oysa 23 yıl, herhangi bir “miras” söyleminin arkasına saklanamayacak kadar uzun bir süredir. Bir iktidar, bu kadar zaman sonra hâlâ geçmişi işaret ediyorsa, asıl sorun bugünün politikalarındadır.

Burada CHP’nin ve muhalefetin rolü de iktidar tarafından bilinçli biçimde yeniden tanımlanmaktadır. Yoksulluğun, gelir adaletsizliğinin, işsizliğin sorumlusu olarak muhalefet gösterilmekte; iktidar ise kendisini sadece “bakıcı”, “yardım dağıtıcı” bir pozisyona yerleştirmektedir. Bu, siyasal sorumluluğun askıya alınmasıdır. Oysa sosyal yardımlar, kalıcı refahın değil, geçici rahatlamanın aracıdır. Kalıcı refah ise üretim, adil bölüşüm ve güçlü kurumlarla sağlanır.

İktidarın kurduğu illüzyon tam da burada devreye girer: Yoksulluğu azaltamadığı gerçeği, yoksulluğu yönettiği algısıyla örtülür. Sayılar, başarı göstergesi gibi sunulur; nedenler ise tartışma dışı bırakılır. Seçmen, “kaç fakire bakıldığı” üzerinden düşünmeye davet edilir, “neden bu kadar fakir olduğu” sorusu ise sistemli biçimde unutturulur.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, geçmişle polemik değil, bugünün sorunlarıyla yüzleşmektir. 23 yıllık iktidarın sonunda gelinen nokta, artık illüzyonlarla açıklanamaz. Gerçekler, er ya da geç algı duvarlarını aşar. AKP İktidarının görevi de bu gerçekleri eğip bükmek değil, çözmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve medyakorkusuz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift bizim mekan cinsel chat mobil chat sohbet izmir chat sohbet dini chat islami chat