Hep diyorum; kim olduğunun pek önemi yok. Liyakat sahibi olmayanlara görev verirsen, başına gelen her şeyi de hak ediyorsundur.
Bunu anlatan küçük bir fıkra vardır:
Bir kasabada, yüzme bilmeyen ama “çok samimi” olduğu için belediyeye cankurtaran olarak atanan biri varmış.
Denizde biri boğulmaya başlayınca halk bağırmış:
— Kurtar onu!
Cankurtaran sakin sakin cevap vermiş:
— Benim yüzmeyle aram yok ama moral vermede çok iyiyim.
Adam boğulurken sahilden seslenmiş:
— Dayan kardeşim, biz seni çok seviyoruz!
Ertesi gün belediye başkanı üzgün üzgün konuşmuş:
— Bu iş nasıl oldu anlamadım…
Kasabalılar tek ağızdan cevap vermiş:
— Anlamadığın için oldu zaten.
Nerden aklımda kaldıysa güzel bir hikaye yazıdan bağımsız yazmak istedim..
GELELİM GÜNÜN KONUSUNA
Siyasette bazen öyle anlar olur ki yapılan işten çok, yapılan işe atılan çamur konuşulur. Cumhuriyet Halk Partisi Yıldırım İlçe Örgütü’nün düzenlediği dayanışma yemeği de maalesef böyle bir tabloya maruz bırakılmak isteniyor.
Gün bitmiş,Hala haberleri yok.
Muhalefet yapacağız diye karanlıklarda kara propaganda üretmenin, fısıltı gazeteciliğiyle örgüt yıpratmanın kimseye faydası yok.
Oysa gerçek son derece açık ve nettir:
Bu dayanışma yemeği, Cumhuriyet Halk Partisi Yıldırım İlçe Örgütü’ne destek amacıyla, parti içindeki örgüt üyelerinin omuz omuza vererek düzenlediği bir etkinliktir. Yemekte satılan hediyeler, dışarıdan birilerine değil, bizzat partililer tarafından kendi aralarında satın alınmış; ilçe örgütüne maddi ve manevi destek sağlanmıştır.
Yani ortada ne bir şaibe vardır ne de gizli kapaklı bir iş. Bu tabloyu bile çarpıtıp karalama kampanyasına dönüştürmek, ancak kötü niyetle açıklanabilir.
Daha vahimi, bunu yapanların kendilerini “partili” olarak tanıtmasıdır.
Dayanışmayı suç gibi gösteren, örgütün emeğini hedef alan bu anlayış, ne yazık ki tanıdık bir siyaseti hatırlatıyor. Bugün sözde partili olup içeriden CHP’yi yıpratmaya çalışanlar, aslında yıllardır AKP’li Erdoğan’ın kurguladığı ve ustalıkla uyguladığı sistemin bir benzerini oynuyorlar: Algı yarat, karala, itibarsızlaştır, sonra da geri çekilip seyret. Bu yöntem CHP’nin değil, tam karşısında duran zihniyetin yöntemidir.
Birleştirici bir etkinliği, “kim aldı, kim satıldı” gibi ucuz dedikodularla tartışmaya açmak, örgütlü siyasetin ruhuna ihanettir. Üstelik bunu sosyal medya paylaşımları ve bazı gazetelere verilen bilinçsiz demeçlerle yapmak, sadece Yıldırım İlçe Örgütü’ne değil, partinin tamamına zarar verme niyetini ele verir.
Bir hikâye anlatılır:
Bir adam, imeceyle yapılan çeşmenin başına geçip “Bu su temiz değil” diye bağırırmış. Köylüler suyu içmeye devam etmiş, adam ise bağırmaktan susuz kalmış. Dayanışma yemeğine çamur atanlar da bugün aynı noktadadır. Örgüt yoluna devam eder, bağıranlar kendi seslerinde boğulur.
Unutulmaması gereken bir gerçek daha var:
Cumhuriyet Halk Partisi, tüm bu karalamalara rağmen bugün Türkiye’nin birinci partisidir. Ve bu tablo, kara propagandalarla değişmeyecektir. CHP, bir sonraki dönemin iktidar partisi olma yolunda ilerlerken, içeriden yürütülen bu tür sabotaj girişimleri örgütü zayıflatmaz; aksine daha da kenetler.
Yapılan bir seçim vardır, kazanan bir başkan vardır. Bir sonraki seçime kadar yapılması gereken şey bellidir: Birlikte çalışmak, birlikte üretmek, birlikte yürümek. Kaybeden tarafın görevi örgüte küsmek değil; örgüte destek olmak, emek vermek ve bir sonraki seçim için kendini gösterecek siyaseti ortaya koymaktır. Ayrıştırarak değil, birleştirerek.
Dayanışmayı karalayan bu zihniyet, ne CHP kültürüne ne de örgüt ahlakına sığar. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü, bu yapılanları not eder, unutmaz. Gün bitmiş olabilir ama gerçekler gün gibi ortadadır. CHP yoluna dayanışmayla devam eder; karanlıkta kara propaganda yapanlar ise o karanlıkta kalmaya mahkûmdur.
