Almanya’nın 1933’ten Kalan Acı Dersi**
Hitler, 30 Nisan 1945’te Berlin’deki sığınağında intihar ettiğinde Almanya çoktan çökmüştü.
Şehirler yıkılmış, insanlık enkaz altında kalmış, Alman halkı molozlar arasında ölmüş at eti arıyordu.
Ama asıl yıkım binalarda değil, akıllardaydı.
Savaş bittikten sonra Almanya’nın geleceğini inşa edecek isimlerden biri olan conrad Adenauer’in söylediği cümle, belki de 20. yüzyılın en ağır itirafıdır:
“Umarım bir daha İsa bile gelse, tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız.”
Bu cümle, yalnızca Hitler’e değil, ona yetki veren topluma söylenmişti.
Çünkü Hitler Almanya’yı tanklarla değil, sandıkla ele geçirdi.
Kurşunlardan önce sloganlar vardı.
Diktatörlükten önce alkış vardı.
Büyük Yalan: Kurtarıcı Mitolojisi
Almanya, Birinci Dünya Savaşı sonrası ağır bir aşağılanma, ekonomik çöküş ve toplumsal öfke içindeydi. İşsizlik, yoksulluk ve “kaybettik” duygusu her yere sinmişti. İşte Hitler tam bu boşlukta ortaya çıktı.
Ne vaat etti?
-
Gurur
-
Güç
-
Düzen
-
Refah
-
Düşmanlardan arınmış “büyük” bir ülke
Ve hepsini tek bir cümlede topladı:
“Ein Volk, ein Führer, ein Reich.”
Tek millet, tek lider, tek devlet.
Bu cümle bir slogandan ibaret değildi.
Bu, aklın iptaliydi.
Çünkü artık:
-
Çoğulculuk gereksizdi
-
Muhalefet ihanetti
-
Eleştiri düşmanlıktı
-
“Hayır” demek vatan karşıtlığıydı
Sonra slogan değişti:
“Ein Volk, ein Führer, ein Ja!”
Tek millet, tek lider, tek evet!
Sandık vardı ama seçenek yoktu.
Seçim vardı ama özgürlük yoktu.
Korku, Olağanüstü Hâl ve Hukukun İnfazı
27 Şubat 1933’te Reichstag yandı.
Ertesi gün Almanya’da demokrasi fiilen sona erdi.
Suçu kimin işlediği hiç önemli olmadı.
Önemli olan, kimin suçlandığıydı.
Komünistler hedef gösterildi.
SA’lar sokaklarda “temizlik” yaptı.
Olağanüstü hâl ilan edildi.
Ve olağanüstü hâl, olağan yönetim haline geldi.
Hitler, “geçici” yetkilerle:
-
Basını susturdu
-
Meclisi işlevsizleştirdi
-
Yargıyı etkisizleştirdi
-
Devleti kendisine biat edenlerle doldurdu
Sonra muhalifler “Uzun Bıçaklar Gecesi”nde susturuldu.
Sokaklar sessizleşti.
Alkışlar arttı.
Çünkü korkan insan, özgürlüğü değil; güvenliği ister.
Sandıkta Herkes Vardı, Hafızada Kimse Yoktu
Savaş bittiğinde ilginç bir şey oldu.
Milyonlarca oy almış bir lider vardı…
Ama milyonlarca insan şunu söylüyordu:
“Ben ona oy vermedim.”
Bu, tarihin en büyük toplumsal inkârıdır.
Herkes alkışlamıştı.
Herkes susmuştu.
Herkes faydalanmıştı.
Ama bedel ödenince, kimse sorumluluk almak istemedi.
Oysa Hitler:
-
Köprüleri tek başına yapmadı
-
Yolları tek başına döşemedi
-
Kömürü tek başına dağıtmadı
Bunları devlet yaptı.
Ama propaganda, her şeyi tek kişiye mal etti.
Çünkü diktatörlükler başarıyı kişiselleştirir,
felaketi ise millete fatura eder.
Sonuç: Hitler Bir İstisna Değil, Bir Uyarıdır
Hitler, şeytanî bir mucize değildi.
O, yetkilerini devreden bir toplumun eseriydi.
Bir millet:
-
Korkuyla oy verirse
-
Öfkeyle alkışlarsa
-
Gücü denetlemekten vazgeçerse
-
“Bizden” olana her şeyi mubah görürse
Sonunda bir gün uyanır…
Ama uyanmak için bazen şehirlerin yanması gerekir.
Almanya bu bedeli ödedi.
65 milyon insan öldü.
17 milyonu Alman’dı.
Ve geriye tek bir ders kaldı:
Demokrasi, yalnızca sandık değil; akıl, cesaret ve hafızadır.
Bunlar yoksa, sandık da bir silahtır.
Tarih bağırmaz.
Fısıldar.
Ama duymayanlara bedeli her zaman çok ağır olur.
