CHP lideri Özgür Özel'den Muhittin Böcek ve Burcu Köksal açıklaması
CHP lideri Özgür Özel'den Muhittin Böcek ve Burcu Köksal açıklaması
CHP lideri Özgür Özel'den Muhittin Böcek ve Burcu Köksal açıklaması
CHP lideri Özgür Özel'den Muhittin Böcek ve Burcu Köksal açıklaması
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in etkin pişmanlıktan faydalanmak istemesi ve Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal'ın AKP'ye geçişinin kesinleşmesinin yankıları sürerken, Özel'den çok sert açıklamalar geldi.
DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ASLAN VE HÜSEYİN İNAN'I ANDI
Özgür Özel'in açıklamalarında satır başları şöyle:
'Eylemlerde haklarının ödenemeyeceğini hep söylediğimiz ama maalesef de hakikaten hakları da ödenmeyen ve bizleri yaşatmak için her şeyi göze alan çok değerli sağlık emekçileri... Ayın 14'ünde Eczacılar Günü, benim meslektaşlarımın günü. Yine Çiftçiler Haftası'ndayız, Çiftçiler Günü. Bugün tüm bu motivasyonlarla ve Atatürk'ün iki büyük eserine birden; hem kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi'ne hem de dolayısıyla ve doğrudan kurduğu Cumhuriyet'e sahip çıkmak için burada olanlara yürekten teşekkür ediyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Arkadaşlarımızla birlikte Deniz Gezmiş'in, Yusuf Aslan'ın, Hüseyin İnan'ın kabirleri başındaydık. İdamlarının 54. yılında şehitlerimizi mezarları başında andık.
Buradan söyleyeceğimiz tek şey onlardan bize ve tarihe kalan o muhteşem cümle: Yaşasın tam bağımsız Türkiye, kahrolsun emperyalizm.
"AKIN GÜRLEK'İN YARGI ÇETESİNE KARŞI DİMDİK DURUYORUZ"
(Ergenekon ve Balyoz davaları) O dönemler, pırıl pırıl, pırıl pırıl, Türkiye için çalışan cumhuriyetçi, Atatürkçü, milliyetçi subayları birileri, özellikle bir başsavcının, Zekeriya Öz'ün patronajında, arkasında 'Ben varım' diyen Tayyip Erdoğan'ın bilgisi dahilinde, övüne övüne 'Bağırsakları temizliyoruz, darbecileri temizliyoruz' diye hareket ettiler.
O gün biz bu taraftaydık, doğrusunu söylüyorduk. Sayın Erdoğan öbür taraftaydı ve cellatları savunuyordu. Biz cellatların elinden, Ergenekon, Balyoz ve çeşitli kumpaslarla katledilmeye çalışılanları savunduk ve kurtardık.
(15 Temmuz 2016 darbe girişimi) Gün oldu o cellatlar Erdoğan'ın karşısına çıkıp darbeye kalkıştılar. Orada bile parlamentoyu savunduk. Bugün yeni cellatlar, yine Erdoğan arkasında, yine bu ülkenin yarınları için çalışmak isteyen pırıl pırıl insanları hedef alıyor. O gün FETÖ'nün saldırısında doğru tarafta duranlar olarak, bugün 19 Mart darbesi ve Akın Gürlek'in yargı çetesine karşı dimdik, aynı yerde, aynı tarafta duruyoruz!
Milletimizin karşısına çıkıp, dürüst insanları savunduk. İftiracılara karşı baş eğmedik, gerekirse baş verdik ama eğilmedik. Buradan tarihin önüne şerh düşüyorum: Bir daha çıkacağım ve bugünü hatırlatacağım.
CHP'NİN RİZE MİTİNGİ
Partimize yönelik saldırılara en güzel cevabı, Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’de, yıllardır o ölçüde dolduramadığı meydanı dolduran hemşehrileri verdi.
81 İLDEN ÇEKİLEN YURTTAŞ GÖRÜNTÜLERİNİ İZLETTİ
Hep birlikte son hafta 81 ilimizde yoğun bir haftayı geride bıraktık. Şimdi yine dirençle, mücadeleyle, inançla geçecek yeni bir haftaya başlıyoruz. Hem Meclis'te önemli görevlerimiz var, hem yine Meclis kapandığı gün 81 ilde, 973 ilçede saha çalışmalarımız var.
Onlar için iktidara yürümek boynumuzun borcu. Bugün bayram öncesi son toplantı demiştim. Artık vatandaşlarımız bayramı umutla karşılamıyor. Yıllık enflasyon yüzde 32,4'e yükseldi. Yıl sonunda yüzde 16'ya düşecek demişlerdi. Yıllık yüzde 32,4'e yükselttiler.
"BU ENFLASYON ASGARİ ÜCRETTEN 4 BİN LİRA GÖTÜRDÜ BİLE"
İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz.
Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının 113 bin lira olduğu bir ülkede, 28 bin liraya ev geçindirmeye çalışan emekçilerin, 20 bin liraya hayatta kalmaya çalışan emeklilerin ülkesindeyiz. Bu enflasyon 4 ay önce verilen emekli aylığından 20 bin liradan 3 bin lirayı aldı götürdü bile. Bu enflasyon 28 bin lira olarak ilan edilen asgari ücretten 4 bin lirayı aldı götürdü bile.
"MİRAS YOKSA, EV ARABA DA YOK..."
Bu ülkede eğer anneden ve babadan miras kalmıyorsa artık kendi emeğiyle çalışan bir gencin mesleğine olursa olsun, çok istisnai durumlar ya da yurt dışına gidenler hariç, mesleği ne olursa olsun çalışan birinin çalışarak bir araba alması, bir ev alması mümkün değil. Onların anneleri babaları ikisi de çalışıyorsa 5 yılda arabayı alıyorlardı, 10 yılda bir ev bir araba sahibi oluyorlardı. Hiç olamayan, hiç olamayan emekli ikramiyesiyle alamadığı evi alıyordu. Öyle bir dönemdeyiz ki, anneden babadan miras değilse ev hayal, araba hayal.
"GENÇLERE ÖZ VATANLARINDA HAYAL KURDURMAK İÇİN İKTİDARA TALİBİZ"
İşte bu karanlığı yırtıp atmak, bu umutsuzluktan gençleri kurtarmak, dünyadaki gençler nasıl umutla bakıyorsa yarınlarına öyle bir Türkiye inşa etmek, evlatlarına dünyanın öbür ucunda değil, öz vatanlarında hayal kurdurmak için bir kez daha iktidara talibiz. 47 yıl sonra bir kez daha ve yüzyıl önce olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin birinci partisi.
"AKPDEN.COM'DA GEÇEN HAFTA..."
akpden.com'da geçen hafta 1,2 milyon liralık bir aracın 2,75 milyon liraya satıldığını göstermiştik. Bu telefon 65 bin 400 liraya Türkiye'ye geliyor. Sepete ekle deyince, dur bakalım diyorlar hemen ekleyemezsiniz. TRT bandrol ücreti ve vergilerle 133 bin 164 lira. oturdukları yerden 67 bin lira vergi koyuyorlar. Gönder AKP'yi alırsın bu fiyata.
"YAZIKLAR OLSUN SİZİN GİBİLERİN MİLLİYETÇİLİĞİNE"
Akıl almaz bir şey, bu siteye erişim engeli getirdiler. Bir gün içinde... Giremeyenler için akp2den.com. Onu da engellerse 3'ten 4'ten devam. Erişim engeli gerekçesi milli güvenliğe tehdit. Cep telefonundaki vergiye isyanı milli güvenliğe tehdit olarak görüyorlar. Yazıklar olsun, sizin gibilerin milliyetçiliğine. Bir devlet bir partinin bu kadar organı haline getirirlerse biz ne diyelim.
"MURAT GÜLİBRAHİMOĞLU BUZ GİBİ AK PARTİLİ"
Ankara'ya yeniden yollanan, Ankara'dan yeniden yollanan, hakimken bütün siyasi kararları veren ve hepsi Anayasa Mahkemesi'nde birçoğu oybirliğiyle bozulan birisinin İstanbul'a gittiğindeki planı... Kişi kendinden bilir işi, ona demişler ki, "Billboard varsa yolsuzluk yapıyorlar, hafriyat varsa yolsuzluk yapıyorlar, reklam varsa yolsuzluk yapıyorlar." Nereden bildin? Bilirim ben o işi. Kişi kendinden bilir işi. O yüzden "Para alıyorlar, bu paraları kasalara koyuyorlar, kasaları akrabalarının bahçelerine gömüyorlar." Nereden bildin sen bu işi? Kişi kendinden bilir işi! Geldiler, bahçeleri kazdılar, kuyulara indiler, evleri bastılar. Hiçbir yerde hiçbir şey bulamadılar. Kör kuruş bulamadılar. Ama ilk başladıklarında, "560 milyar lira yolsuzluk" diye anlattıklarında, en büyük kısmı hafriyat ve bu işi yaptıkları yer Cebeci Hafriyat dediler. Allah Allah! İlk duyduğunda Ekrem Başkan dedi ki, "Oranın bizle ne ilgisi varmış? Bizle ne ilgisi var?" diyor. Orası Enerji Bakanlığı'nın yeri. Döküm muvaffakatnamesini o veriyor. Ayrıca denetimi, onun sınırları içinde olan AK Partili belediye yapıyor, Bağcılar herhalde, Sultangazi... Ayrıca bir protokol var, bizim büyükşehir olarak hakkımız var, dökülen hafriyattan bir şey alacağız. Yüzde 10 bize, Enerji Bakanlığı... Yüzde 20 bize olacakken yüzde 10'u valiliğe vermiş. Yüzde 10 da Cebeci Hafriyat'tan valilik alıyor. "Ben anlamadım neler oluyor," diyordu. "Hele bir iddianame çıksın, hele bir çıksın." İddianame çıktı. Durdu, durdu bugüne geldi. Bugün bu arada bu Cebeci Hafriyat'ın ortağı, daha doğrusu Cebeci hafriyat alanına döküm yapan kişi, Murat Gülibrahimoğlu AK Parti'nin önceki il başkanının, seçim günü il başkanı olan kişinin ortağı. Yani buz gibi, buz gibi AK Partili, buz gibi AK Partili bir arkadaş.
ÖZEL, YOLSUZLUĞUN NASIL YAPILDIĞINI ANLATTI...
Demişler ki buna, bir plan kurmuşlar; bu işten bir iftira atacaksın ve etkin pişmanlıktan yararlanacaksın. Sana mallarını öbür türlü çökeriz, vermeyiz ama sen Ekrem'e bir yalan uyduracaksın, biz buraya kaçak döküm yapıyorduk. Rakam şöyle çıkıyor, iddia etmeye çalıştıkları vaktiyle şimdi yapamadıkları... Günde 5 bin fazladan kamyon, İstanbul'dan Kocaeli'ne kadar falan uydudan görünür. Adam bu sırada yurtdışında oluyor ve bu iftiraları atmak yerine doğruları söylemeye başlıyor. Diyor ki, "Benim CHP ile ne işim var? Benim ortağım AK Parti İl Başkanı. Benim her sahip çıktığım şey AK Partili. Ben AK Partiliyim." Ne yaptıysam Ekrem'e değil, AK Parti'ye yaptım, diyor. Bugün, bugün bu kıymetli Murat Gül İbrahimoğlu, Kuzey İstanbul Modern İnşaat ve Sanayi Ticaret A.Ş.'nin sahibi, cezaevine sokulamadığı, canıyla malıyla evladıyla tehdit edilemediği, yurtdışında olduğu için itirafçı yapılamamış ama kendisi şirketindeki birisini alıp itirafçı yapmaya çalışmışlar ama bakın bugün ne çıktı ortaya. Bakın bugün ne çıktı ortaya. Ekrem İmamoğlu sayın Torun E.'ye soruyor, o şirkette çalışan bir muhasebeciye, şirketin dökümleri çıkmış güya oradan bize atılacakken Ekrem Başkan yakalamış soruyor, diyor ki: "Vergi inceleme raporunuzda 44 milyon liraya yakın market kartı alışverişi görüyorum." Var ya BİM işte Şok o bu A101 üç harfliler.
"HEPSİNİ AK PARTİ'YE VERDİK"
Savcı bizim arkadaşlarımızı market kartı dağıtıyoruz diye ağır suçluyor, tutuklu tutuyor, birçok arkadaşım savunma yapmak zorunda kalıyor. "Siz bu 44 milyon liralık market kartlarını nerede kullandınız?" Çünkü bizi suçluyorlar ya rüşvet olarak aldınız diye. Yener Toruner: "Kamu kurumlarına, AK Partili belediyelere ve AK Parti teşkilatına verdik." Soru: "AK Parti teşkilatı derken tam kurum söyleyebilir misiniz?" Cevap: "AK Parti İstanbul İl Başkanlığı'na teslim ettik." Soru: "CHP'ye verdiniz mi?" Ekrem Başkan soruyor. Cevap: "CHP'li herhalde gönlümden geçmedi değil ama keşke verseydik, hepsini AK Parti'ye verdik." Bitti sanmayın, bitti sanmayın. Ayrıca elimde bir şey var, ne zaman gitmişti Akın Gürlek, Ekim 2024.
İşte o yüzden, işte o yüzden... Ben Murat Kurum'a soruyorum ya, Akın Gürlek'in 16 tane tapusu var. Aha da burada ID numaraları var. 4'ü aktif diye, yani üstünde, 4'ü... 12'sini elden çıkarmış, aktifini açıp gösteriyor. Oysa ki Murat Kurum, bu ID'leri girince hangi tarihler arasında Akın Gürlek'te olduğu belli. Ama susuyor ya, söyleyemiyor ya. Çünkü kampanyaya paranın nereden yattığını Akın Bey biliyor. Ekrana gelince "Geç onu, biz onu biliyoruz," diyor. AK Parti olunca dokunmuyorlar. Eğer bir sesli araçtan, ilçeye verilmiş, rüşvet çıkaranlar, buradan...
Buradan tarihin en büyük rüşvetini, en büyük zimmetini örtbas etmeye çalışıyorlarsa, daha çok, çok iki yıl edersiniz. İki yıl sonra bu millet çatır çatır soracak bunların hesabını. Çatır çatır! Ayrıca buradan söyleyeyim, daha önce söyledim, bir de buradan söyleyeyim: Bu tapuların, bu ID'deki tapuların 16'sını da Murat Kurum bildirmiş zaten. Nereye biliyor musunuz? Yanlışlıkla... Maliye Bakanlığı'nın bir genelgesi var. Gelir, vergi kaçakçılığını önleme, kamu kurumlarının vergilerini arttırmak için...
Orada diyor ki, birisi tapuda işlem yapar, belediyeye gidip başvurmaz, belediye de ondan vergisini alamaz. Sonra da satar, bilmem ne yapar. O yüzden siz, mutad aralıklarla (üç ay, altı ay), tapudaki değişiklikleri resmi yazıyla ilgili belediyelere bildirin.
Çevre Şehircilik Bakanlığı genelgeye uygun şekilde Sayın Akın Gürlek'in 16 tapusunu da Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki belediyelere bildirmiş zaten. Aha buradan söylüyorum: Murat Kurum, çık ve bu tapular hiçbir zaman Akın Gürlek'in üzerinde olmadı de. Ben de sana şunu söylüyorum: Üzerinde oldu. 19 yıllık hakim savcı (ki başka şeyden gelir elde etmesi yasak), 190 yıl maaş alsa biriktirse alamayacaklarını ve fazlasını... Senfoni'den 98 milyon duruyor, yalanlamadılar. Öbür taraftan Emlak Konut yalanlamadı, duruyor.
Onlar da tapusu alınmak üzere, sözleşmesi yapılmışlar. Cumhuriyet tarihinin değil, Anadolu'da devlet kurduğumuz günden bugüne kurduğumuz bütün Türk devletlerinin en büyük zimmet, irtikap ve yolsuzluğunun üstünü kapatamazsınız! Eninde sonunda hesabını vereceksiniz! Eninde sonunda!
MUHİTTİN BÖCEK'E İLİŞKİN İLK AÇIKLAMA
Şimdi gelelim, örnek bir vaka üzerinden bir kişi nasıl alınır, tehdit edilir, zorlanır ve itirafçı yapılır, bunu bir görelim. Örnek, maalesef Muhittin Böcek ve Böcek ailesi. Biz bu 16 tapuyu açıkladığımız gün, kendisine ertesi gün 'Bir şey söyle' dediler. Cep telefonuyla, titreyen elleriyle, göz içine bakamayan ruh haliyle 4 tane aktif tapuyu, o an üzerinde olan aktif tapuyu, öbürlerini filtrelemiş gösteriyor. Üçünün de yanında üçgen var.
O şu demek; son 3 ayda edinilmiş. Nereden, şimdi laf lafı açıyor, son 3 ayda nereden edinilmiş? Mahal'den. Bir tanesi İzmir'de, ikisi Ankara'da. İzmir'dekilerden birinden bir 'Topuklayan Efe'nin' izi çıkarsa şaşırma. Bunu da bu kenara yazayım. O söylediğimi anladı. Son 3 ayda edinilmiş. Bunu bana, bunu bana söyleyen o kadar emindi ki İzmir'deki Mahal'in kim tarafından kime verildiğine...
O gözle oraya da bakacağız. Dört tapuyu gösteriyor. Göze bakamadan, basına bakamadan, yere bakarak 4 tapuyu gösteriyor. Ve sonra diyor ki; 'Özgür Özel bu tapuları açıklarken' diyor 'iki şeyi var: Bir, asrın yolsuzluğunu örtmeye çalışıyor. Bir de' diyor 'kendisinin bir işi var. Muhittin Böcek itirafçı olacak, daha vakti var. 15 Ocak tarihinde' tarihi veriyor ağzıyla, videosu var, 'Manisa'da bir benzin istasyonunda baz çakışması var. Muhittin Böcek onu itiraf edecek. Özgür Özel o yüzden bunu yapmaya çalışıyor' diyor. Sonra ne oldu? Tam bunu söyledikten sonra Muhittin Böcek'in şoförleri, korumaları ve o gün yanında olanlar ifadeye alındı. Beklenmedik bir şey oldu.
Beklediği şu: Muhittin Böcek orada baz vermiş, orada biri daha bizden baz verir Manisa'da. O kişiye yüklenirler, 'Bu kişiye para verdi' denirler. Muhittin Böcek'in şoförleri, bulunulan mekanın kamera kaydı, her şey Muhittin Böcek'in oraya gittiğini sonra Manisa'ya doğru tek başına hareket ettiğini gösteriyor. Bir şey gösteremiyor. O gün söylediği tutar 50 milyon Euro. Yani bir kamyonet para çantayla taşınacak falan gibi anlatılıyor, öyle ifade verilmiş falan.
Muhittin Böcek'in de önüne bu ifadeyi, 6 ay önce ben getirdiklerinde söylemişim otobüsün üstünden. Koyup, 'Özgür Özel'e verilmek üzere 50 milyon Euro', sonra o gün 20 milyona düşürüyorlar, 'Benzinlikte verdim diye imza at çık kurtul' diyorlar. Muhittin Böcek atmıyor. Bana, Cavit Arı'ya, kendisini ziyaret eden bütün milletvekillerimize bu belgeyi gösterdi. Altında İstanbul'daki bir savcının ifade imzasından getirmişler. 'Bunu imzala kurtul' diyorlar, atmadı. Bakın ne oldu biliyor musunuz? Oradaki koruma polisinin cep telefonuna bir adres atıldığı ortaya çıktı. O adresi açıp kendileri gittikleri, kimseyle buluşmadıkları çıktı. Adresi atanın rahmetli Ferdi Zeyrek olduğu ortaya çıktı.
Muhittin Bey'e konum atıp 'Burada bekliyorum abi' deyip, kendi proje ekibiyle yedi kişi, onu getiren ve yanında projeyi anlatacak kişilerle bir danışmanı ve proje anlatacak, mimarlık ofisinde oturdukları, Manisa'nın adayı ya Ferdi, Antalya deneyimlerinden toplu taşıma, hafif raylı sistem, ucuz su, halk ekmek, çalıştıkları... Sonra hep beraber Manisa Kebabı yiyip vedalaştıkları, o kadar şahidin önünde hiçbir yalnız kalma olmadığı gitti... Yolu verse, oraya Ferdi gidiverse, Ferdi'nin şoförü onları almaya gidiverse... Manisa'nın hiçbirimizin dolduramadığı meydanları, sokakları, cenazesi dolduran Ferdi kardeşimin... ölmüş ya... Ferdi'ye iftira atarak, 'Muhittin Böcek Ferdi'ye verdi paraları'. Nasılsa Ferdi bir şey diyemez, çıkamaz. 'Ferdi de o paraları Özgür'e verdi' ya da 'Şurada kullandı, burada kullandı' deyip Ferdi'ye iftira atacak zihniyet tak diye kaldı.
Sonra ne oldu biliyor musunuz? Devlete emanet cep telefonundan Muhittin Böcek'in oğlunun ve gelininin, gelininin kaydettiği eşiyle mahrem görüntüleriyle bir tanesini kamuoyuna verdiler. Hatta dilim varmıyor ama bu iftirayı atan siteyi hala engellemiyorlar. Ele geçirilmiş bir deli karının bir sitesi var. Oradan, gelininin aslında Muhittin Böcek'in sevgilisi olduğu, çocuğun Muhittin Böcek'ten olduğu, oğluyla evlendirdiği gibi bir iğrenç iftirayla bir video servis ettiler. 'Devamı gelecek' dediler.
"GÖKHAN BÖCEK'İN SİNİR KRİZİ GEÇİRDİĞİ..."
Gökhan, biz de basından okuduk, Gökhan Böcek'in sinir krizi geçirdiği, 'Tamam getirin ne istiyorsanız imzalayacağım' dediği ortaya çıktı. O gün gittiler, avukatların tutanağı var. Savcıya demiş ki, 'Getir, ne istiyorsan imzalayacağım'. Savcı demiş ki, bu tabii Antalya Cumhuriyet Başsavcısı, 'Bizim böyle bir usulümüz yok, biliyorsan anlatırsın'. Sonra 'Git sen bir düşün'. Gitmiş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Gökhan Böcek'e itirafçılık için bir şans verilmesini ertesi gün... Antalya'da yargılanıyorlar, İstanbul'da bir şey yok daha. Zuhal'i ama İstanbul'a götürmüşlerdi. Orada bir ifade... Ama Allah şaşırtacak ya, Allah şaşırtacak ya! Bunu namuslu bütün savcılar, hakimler hem dinlesin hem onlara minnetimi bilsin. Uzaktan bağlanıp da operasyon savcıları değil, bağlanamayınca, bağlantı olmayınca soruları yanlışlıkla, hesap edilmedik bir şekilde Gökhan Böcek'e Antalya'dan bir normal savcı soruyor. Diyor ki, bakın Manisa'daydı ya on beşinde. On beş günlük bir tarihlilik aralığı verip yine on beşini hedefleyen... 'Ben gittim bu paraları Cumhuriyet Halk Partisi'nin altıncı katında birinin söylediği birine verdim' diyor. Şimdi, bu kadar ifade verse yetecek, İstanbul'a yeter. Onlar siyaseten kullanacak. CHP'yi kirletecek, milletvekilini kirletecek, partiyi, genel başkanı kirletecek. Savcı şunu soruyor: 'Parayı nereden çektin?' Ya bu kadar para çektin ya, önce 50 milyondu, 20 milyondu, 1 milyona inmişler. Sırt çantasına sığacak tutar 1 milyon Euro arkadaşlar. Diyor ki, 'Ankara'ya nasıl gittin?', 'Uçakla gittim'. 'Parayı nereden çektin?', 'Para çekmedim. Eşten dosttan topladım'. 'Sonra ne yaptın?', 'Uçakla gittim'. 'Seni uçağa kim bindirdi?' Normal savcı soruları bunlar, doğrulatacak ya yalan atıyorsa. 'Hatırlamıyorum'. 'Ankara'da uçaktan kim aldı?', 'Hatırlamıyorum'. 'Genel Merkeze ne zaman gittin? Gününü söyle', 'Bilmiyorum'. Uçağı biliyor, gününü bilmiyor. Çünkü o tarihteki kamera kaydına ya da kayıtlara bakılacağını biliyor. On beş günlük bir süre veriyor, o sürede gelmiştir gitmiştir diye hesap ediyor Ankara'ya, baz vermiştir diye hesap ediyor. 'Nasıl gittin 6. kata?', 'Kapıya girdim, adını söyledim, 6. katta dediler'. Bu yazıyor arkadaşlar, ilk ifade. 'Çıktım', 'Kime verdin?', 'Ben o ismi unuttum. 1.70 boylarında erkekti'. Bu kadar! 'Peki senden parayı isteyenle konuştun mu telefonla?', 'Ben konuşmadım, o konuştu'. 'Bu kadar parayı verdiğin kişinin adını bilmiyor musun? Teyit almadın mı?', 'Almadım, uzaklaştım'. Sonra Muhittin Böcek'in ifadesi alınıyor. Muhittin Böcek, okudunuz; 'Adaylığımla ilgisi yok, partiye maddi, her zaman olan bağışlardır. Oğluma geniş zamanlı, parti bir şey isterse ver demiştim. Genel Başkan, partinize sahip çıkın, maddi manevi arkasında olun kampanyanın demişti. Geniş zamanlı talimatım vardı, geniş zamanlı aldı, almış götürmüş benim haberim yok'. Çünkü Muhittin Bey'e, mal varlığına el konulana kadar... adam otobüs muavinliğiyle başlamış, kamyon muavinliği, otobüs şoförlüğü... Kendi çalışmasıyla dünya kadar servet yapmış, malına çöktüler. Torununa iftira attılar. Büyüyecek o çocuk büyüyecek. Tarih önünde biz bunları ispatlamazsak o çocuk bu iftiralarla büyüyecek. AK Parti'nin bunlara, AK Parti'nin kara düzeninin bunlara iftira attırmak için yapmasından büyüyecek. Devletin kayıtlarına sokuyorlar bunları. Ve mal varlığına çökünce diyorlar ki Muhittin Bey'e, 'Oğlunun ifadesini doğrula, mallarını geri al'. Oğlunun ifadesini doğrulayacak ama, ben Akın Gürlek'in tapularını açıklayıp da 'Akın Gürlek, Muhittin Böcek itirafçı olacak' dediğinde, kendi el yazısıyla yazıp kendi web sayfasından yayınlatmıştı: 'Bakanı kandırıyorlar, bir kuruş verdiysem adi şerefsizim, ispatlamayan namussuz şerefsizdir' diye. O, o zaman da bunları söylese çıkardı ama, mal varlığına da çöküp, çocuklarını bilmem ne yapıp oğlunu çıldırtıp, gelini yapınca gördüğünüz gibi bir şey söylemiş. Muhittin Böcek'ten Gökhan'ın dediklerinin, işte 'Babamın talimatıyla değil ama geniş zamanlı söylemişti' falan (günü çakıştıramıyorlar ya). Zuhal Böcek'ten ifade alıyorlar, ek iddianame alıyorlar. 'Kocamı uçağa ben bıraktım... pardon, kocamı uçaktan ben aldım'. Yahu adam karısından gider... Karısı Ankara'da, kendisi Antalya'da nedense. Eşi onu alır Genel Merkeze götürür de bunu hatırlamaz mı? Tanımıyorum, hatırlamıyorum, kimin aldığını. Biri aldı, hatırlamıyorum. Zuhal Böcek'in ifadesiyle Antalya'daki alınan normal ifadenin eksiklikleri giderilmeye çalışılıyor.
"BÖCEK İÇİN ANKET GELDİ ERTESİ GÜN ADAY GÖSTERİLMİŞ"
Ve bunun üzerinden çıkmışlar, utanmadan sıkılmadan, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğine... Efendim aday olmadan önce, aday gösterilmemiş tam gösterilecekken para istenmiş. Muhittin Böcek de bugünkü ifadesinde dahi demiş: 'O gün DEM'e bir salon vermedi diye infial oldu, adaylık açıklamasından çekildi. Çünkü Kürt seçmen kırıldıysa seçilemez diye yeni anket yapıldı'. Anket gelmiş, 3,5 puan önde çıkmış, ertesi gün aday gösterilmiş. O kadar salak ki Muhittin Böcek'ten aldığımız parayı onun için anket yaptırmaya harcamış olabilir miyiz? Böyle bir çirkinlikle karşı karşıyayız. Bu bir örnek. Kişinin nasıl itirafçı, iftiracılığa zorlandığına ilişkin. Diğer taraftan büyük bir haysiyet cellatlığıyla efendim Özkan Yalım'ı ilk gün dedik, affetmeyiz, üstümüze sorumluluk düşüyor ne gerekiyorsa yaparız. İlk toplantıda disipline verdik. Her parti gibi savunma süresinden sonra partiden attık. Kimi attıysan daha kısa süre atamıyorlar. Özkan Yalım'dan korkuyorlar. Attık. Özkan Yalım'a hadi itiraf onun yurt dışında 300 tır, burada 300 tırlık firmasına çöktüler. İtirafçı olursan vereceğiz dediler.
Atılan laflara baksanız utanır insan. 14 yıl önce dayısını gece ameliyat ettirince annesi Özgür'e hediye yapalım deyince Kıbrıs'tan çakma saat almış, takmam ben bunu demişim, ifadesinde var. Yok, Uşak'ta birisi yapıyor fason, al sana bunu getirdim demiş. Bunları söylüyor. Ben Özgür Özel'e 9 yıl önce kadın çantası verdim eşi için. Arkadaş arkadaşa, eşine bak bunu Türkiye'de benim arkadaş yapıyor diye hediye etmiş. Onu ondan iftira çıkarmaya çalışıyorlar. Dönüyor, dönüyor, en son partinin partiye araç alırken ben çok kamyon alıyorum, indirim yaptırırım. Normal bir filo indirimi. Parti arabanın parasını ödemiş. Önce araba aldı dediler. Aksesuarların parasını ödemiş, aksesuarları karşıladı dediler. O iç dizaynında en iyi yeri ben biliyorum, ben yaptıracağım demiş. Bizi de ben hediye ettim, partimin içine genel başkan aracını yapıyorum diye kandırmış. Ne zaman öğrendik yazışma yaptık. Kaç paraysa parti koca arabayı alacak da içinin bilmem neyini yaptıracak. Belediyenin üç aracından bir faturayı tek faturaymış gibi de söylüyorlar. İş ki, iş ki bizim Özkan Yalım'dan almışız, almışız, almışız, almışız. Arabanın iç dizaynını almışız. Onu da parti ödeyecek. Sanki kendi arabamızı almışız gibi de bir şey söylüyorlar. Bakın şimdi, buradan ben, hani, ben bunları en çirkin, en çirkin video çıktığında nasıl anlatacağım bilemiyorum deyip yazan gazeteci var. Bugün de diyor ki, kendinden bahsettiğimi biliyor. Gazeteci ismi ifşa etmek istemediğim için söylemiyorum. Ailene yazık. Yoksa Devlet Bahçeli soy isminden neler söyledi sana buradan. Onu hiç bir şey yapmazsınız. Ama şunu söyleyeceğim. Diyor ki Özkan Yalım'ın iftiralarını yalanlamadılar. Her birisinin teker teker söyledik, doğru olmadığını ne olduğunu. Şu kadar ar varsa, şu kadar namus, şu kadar şeref kaldıysa birinizde birinizde, bu Adalet Bakanlığı'ndan muhabirlere ayrı, haber müdürlerine ayrı, Ankara temsilcilerine ayrı gruptan ayrı kişilerden atılan, tek yerden yöneltilen, fosforlanan, mosforlanan, baskı yapılan haberimizi girmeyin diye yapılanlara, buradan söylüyorum bak, bir arabanın içi haberimiz olmadan, tek fatura, firmaya biz yazdık. Kardeşim eğer bunu belediyeden ödedilerse söyle, biz Özkan Yalım ödedi biliyorduk diye. Şimdi burada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı ve AK Parti Genel Merkezi'ne.
Bakın, birinci şahidim bu yüce çatının başındaki kişidir, Sayın Numan Kurtulmuş. Opel Insignia. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ertan Kandemir, Opel Insignia ve burada teker teker yazıyor. Sayın Numan Kurtulmuş'a, bunu bizimkiler basına atın arkadaşlar. Ve örneğin Belma Satır'a, örneğin Gençlik Kolları'na. 56 tane araç sadece AK Parti'nin il başkanlığına ve genel merkezine, Numan Bey genel başkan vekiliyken, bakın burada yazıyor, Genel Başkan Yardımcısı, Genel Başkan Yardımcısı, Vito Mustafa Ataş Genel Başkan Yardımcısı. Insignia Ebubekir Demirkan Genel Başkan Yardımcısı. Nakil verilen, kalıcı verilen, geçici verilen, hepsini yazmışlar. Bu arabaları, arabanın kendiyle, lastiğiyle, benziniyle, şoförünün maaşıyla, bırak içinin dizaynını, her şeyiyle 56 tane arabayı sonra da seçim zamanında verilen makama yeni başkanlık yazıyorlar. Yani ne biliyor musunuz? Adayları, Sayın Başbakan aday oldu ya, kim Erzincan milletvekili? Binali Yıldırım. Binali Yıldırım'a tahsis edilen 20 araca da makam olarak yeni başkanlık, kesin seçimi kazanıyorlar ya, araç tahsis etmişler. Selvi Boylum Al Yazmalım. Hani içinin bilmem nesine diyorsun ya, bunların hepsine bir gün bir şey dedin mi be? Bir şey diyecek misin? Yarın yazacak mısın? Cumhuriyet Halk Partisi olarak belediyelerin kör kuruşuna tenezzül etmedik, etmeyiz. Belediyeleri Yağma Hasan'ın böreği gibi yağmalayan AK Parti'den beslenenlere söylüyorum.
Ey! Bunlar, bunlar, oradan bir yalan, buradan adamın malına mülküne çök, oğluna bir yalan, eşine bir bilmem ne. Cumhuriyet Halk Partisi'ni moralini bozacaklar, susturacaklar, bilmem ne yapacaklar. Hiç. Sadece ve sadece, sadece ve sadece, günün güncel Zekeriya Öz'üne diyorum ki, bunu da o yazarın bir öndeki sayfasında yazara.
Şimdi itiraf etti. Devletimizin başıyla diyor, makamımızın iletişimini diyor şey yapıyor. Dediği şu: Başsavcıyken Cumhurbaşkanıyla arasında kriptolu hat var. Kriptolu. Her bir operasyonu kendine söylüyor. Kriptolu telefonun bir özelliği var. Dinleyemiyorsun, kaydedemiyorsun ama bir özelliği daha var. Küçük bir şeyle kişi isterse karşı tarafta da kırmızı ışık yanarak bildirilirse, bu taraf kaydediyor diye kendi kaydedebiliyor. O küçük küçük stikleri toplamış, bir banka kasasına istiflemiş. Bu kadar iş ortaya çıkınca bana bir şey olmaz diyormuş. Görüşmeleri hep kaydettim. Şimdiki telefonundan da her birinden, şimdi kriptolu kullanmıyor, her birinden kaydediyormuş. Bu işten Sayın Erdoğan o kırmızı ışığı fark etmemiş. Şunu yapayım mı yap, bunu yapayım mı yap. Öyle kayıtlar var, Ekrem Başkan'ın bahçesinden 20 kasa altın bulduğu yalanını atmış, Erdoğan'ı inandırmış. Çünkü bu iş sakata gidiyor diyorlar şeyine. Bu işte Türkiye siyaseti tehdit altındadır. Normal bir parti olarak devam edilecekse AK Parti siyaseti tehdit altındadır. Erdoğan ne durumdadır bilmem, Erdoğan'ın ailesi tehdit altındadır. Geçen seferki Zekeriya Öz kaçtı. Kaçmam, uğraşanı pişman ederim diyen bir hadsiz başınızın belasıdır. Size bunu buradan söyleyeyim. Bu aziz milletin vicdanına sesleniyorum. Olmayacak işler yapıyorlar. Ölmüş insanların namuslarına, Ferdi'nin para alabileceğini, Gülşah'ımızın namusuna laf edecek kadar şuurunu kaybetmişler. O videoları yayınlayan o kişi Akın Gürlek'in sosyal medya ekran yüzüdür arkadaşlar. Her şey oradan gitmektedir. O kişi, bugün görev meclis başkanındadır. Hepsi bizim namusumuz, arkadaşların namusuna, benim çalışma arkadaşlarımın namusuna, benim aile hayatıma ilişkin bir delik arıyı çıkarıp o videoları çektirmektedirler. AKP'den.com. Cep telefonunun vergisi milli güvenlik sorunu diye siteyi kapatanlar o siteleri kapatmamaktadır. AK Partili bütün milletvekillerine söylüyorum. Kendi grubunuzdaki kadın milletvekillerine yapılsa, namusu size emanet çalışma arkadaşlarınıza yapılsa, bunlar yayılsa ve öyle karşıdan kıh kıh kıh kıh bakılsa. AK Parti'de, AK Parti'de bunlar normaldir diyenler varsa, onlar zaten ne AK Parti'de olsun, ne bu meclisin altında olsun, ne bir dünyada olsun. Allah onların belasını versin. Ama ben içinde vicdan kırıntısı olanlara söylüyorum. Vicdan kırıntısı olanlara. Öyle bazı şeyleri duyunca ört ki ölem diyen Numan Bey'e söylüyorum. Bu milletvekillerinin namusu, haysiyeti size emanet. AK Parti siyasetine söylüyorum. Kadınlar siyasette olsun diyenlere söylüyorum. Bu mu yapılır? Engelleme verdirtmediğiniz sitelere konuşturttuğunuz her akşam Akın Gürlek'ten övgüyle bahseden, hepimize haysiyet cellatlığı yapanlara söylüyorum bunu yapanlara.
"EY BURCU HANIM, 2 YIL KOLAY GEÇMEZ AMA..."
Şimdi sözün sonu. Saat 15 olur, gong çalar. Grup Başkanvekili gider Atatürk'ün partisini temsile geçer orada. O işi yaptım. Ömrümde yaptığım en onur verici görevlerden biriydi. 9 sene yaptım. Tık demeden yaptım. Şu kadar partime laf getirtmeden yaptım. Arkadaşlar o görevleri layıkıyla bütün gayretleriyle yapıyorlar. O koltukta oturmuş birisi. Ve benim bazen ben o koltukta otururken yanımda yıllarca oturmuş birisi. Her televizyonda beni ustam yetiştirdi diyen birisi. AK Parti'ye biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz, siz Trikopis'in askerlerisiniz deyince benim "Dur Burcu, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir partisine tamam rakip olabiliriz, düşmanlık görüyor olabiliriz ama Yunan ordusunun partisi denmez." diye susturmaya çalıştım. Her fırsatta siz Fesli Deli Kadir'in Atatürk'ün cenazesine giden şu diyenlerin partisisiniz, alçaklar. "Yapma Burcu." dedim. İzmir kadın milletvekiline bunu öldürmezsem içime sinmeyecek deyince ya da AK Parti Grup Başkanvekiline küfürlerle saldırınca zor durdurduğumuz... İskilipli Atıf'ın partisi mi dememiş? Oraya katılan şeye katılırken bir teğmen katılırken sen Atatürk düşmanlarını seçtin, İskilipli'yi seçtin, Fesli Deli Kadir'i seçtin, Trikopis'çileri seçtin. Sana sahip çıkan partini bırakıyoruz demiş.
Şimdi daha önceki Topuklu Efe'deki gibi ya AK Parti'ye katılacaksın ya diğerleri gibi içeri atılacaksın da bir günde, burada belediye başkanlarımızı ziyaret edip en güzel şeyleri söylerken, arıyorum dün size gelmiş diyorum, o kadar mutluydu ki seni öve öve bitiremedi diyor. Çıkmış diyor ki: "Partide siyaset imkanım kalmadı." Seni bu koltuğa oturttum. Oralara oturttuk, buralara oturttuk. Miting yaptık. Üç kere Afyon'da miting yapmışım. Seçimi kazanmış, ilk tebriğe gitmişiz. Yeter ki Afyon'u tutsun diye. Diyor ki: "Geçmişi unutmadılar. Beni koltuğumdan etmek için aday yaptılar." Aday yaparken Afyon'u kazanamam, Grup Başkanvekilliği'ni bırakmayayım demiş. Bırakma, kaybedersen yerin hazır ama sen kazanacaksın demişim. Önce ben inanmışım. Önce ben, sonra o. Geçenlerde annesi hastalanmış. Annesi şimdi beni izliyordur. Takılıyorum teyzeye. Kumandanın pilleri 6 yıldır bitmiyor diye. Sadece Halk TV açık. Her grubu ağlayarak izleyen, o 2 yaşındayken'den beri MS hastası olan, geçen sefer AK Parti'ye geçiyor söylentilerinde kaskatı katılan, sinir krizi geçiren teyzeme ben 2 ay önce evinde ziyarete gittim. Elini öptüm. Defalarca öptü beni. O anne ve oradan sonra beni yemeğe götürdü. Her seferinde övgüler, övgüler, övgüler, övgüler. Şimdi diyor ki orada siyaset imkanım kalmadı. Son konuşmasında AK Parti grubuna diyor ki: "MS hastası anneme küfrettiniz, alkışladı bu AK Parti grubu." diyor.
Bekliyor ki yarın Afyon'a gidince onu Mustafa Kemal'in kurduğu partinin grubu değil, o annesine küfredeni alkışlayanların, bunun da gelin alın beni be, yolsuz dediniz, rüşvetçi dediniz, dolandırıcı dediniz, teslim olmayacağım, alın beni içeri diye meydan okuduğu gruba gidiyor. Ve diyor ki ve diyor ki: "Özgür Özel beni tehdit etti." Ona sadece şunu dedim: 6 ay önceki gidişinde demiştim, şüphen kocandansa ayrılırsın, bu parti ailen olur sana sahip çıkar, senin hırsız olduğuna inanmıyorum, o laf o.
Bu sefer de dedim ki: "Ey Burcu Hanım, 2 yıl kolay geçmez ama çabuk geçer. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olunca sakın gelip kapımızda yalvarma." Bu tehditse, daniskasını ediyorum ulan! Daniskasını ediyorum! Bu tehditse, daniskasını ediyorum! Hadi bakalım. Cumhuriyet Halk Partisi tehditten yılanların, teslim olanların değil, hep birlikte ayağa kalkanların, iktidara yürüyenlerin partisidir. Bu partinin iktidar yürüyüşü süngünün üstüne yürüyerek başladı. Düşman kurşununa açık yüreğiyle, göğüsüyle yürüyenlerle başladı. Yürüyelim arkadaşlar! Karanlar arkada kalsınlar. İktidara yürüyoruz arkadaşlar."
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
