Kıymetli dostlarım, değerli okurlarım; her cuma olduğu gibi bu hafta da Medyakorkusuz sayfalarında sizlerle buluşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Dünyamız, son on beş-yirmi yıllık kesitte Putin'in Rusya'sından Orbán'ın Macaristan'ına, Modi'nin Hindistan'ı ve Vucic'in Sırbistan'ına kadar pek çok coğrafyada otoriter yönetimlerin gölgesinde kaldı. Lakin tarih bize gösteriyor ki hiçbir kış ebedi sürmez; artık bu baskıcı rejimler, tarihin seyrini değiştiren özgürlük rüzgarlarıyla birer birer yıkılıyor.
Geçtiğimiz hafta Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen ara seçimler bu değişimin en somut nişanesi oldu. Cumhuriyetçiler ve Trump, sandıktan ağır bir mağlubiyetle ayrılırken Senato'daki denge Demokratlar lehine yedi sandalye kazandı. Bu sonuca en çok üzülenlerin başında Netanyahu'nun geldiğini tahmin etmek zor değil; diğerini ise zaten gayri ihtiyari biliyorsunuzdur. Amerikalıların tabiriyle Trump artık siyasi bir 'topal ördek' konumundadır ve bundan böyle dilediği gibi at koşturamayacaktır.
Seçim sandıklarından yükselen bu irade, bize şu dikkat çekici gerçekleri fısıldıyor:
1. Trump, artık hareket alanının daraldığını görecek; bütçe tahsisleri ve harcamalar konusunda Senato'dan onay almakta zorlanacak, atayacağı isimler ise en ince detayına kadar mercek altına alınacaktır.
2. Amerikalı seçmen, bu sandık vesilesiyle İsrail'e çekincesiz verilen destek politikalarına artık bir son verilmesi gerektiğinin altını çizmiş; Gazze'de yaşanan trajedilere çok net bir 'dur' demiştir..
3. Washington yönetiminin İran eksenli çatışmalara akıttığı muazzam mali kaynaklar halk tarafından onay görmemiştir. Vatandaşlar, savaş harcamalarının derhal kesilmesini ve kendi refah düzeylerinin yükseltilmesini talep etmektedir.
4. ABD siyasi tarihinde bir ilk gerçekleşmiş; Müslüman bir vatandaş senatör seçilerek meclis kürsüsünde yerini almıştır.
5. Velhasıl, bu seçimlerin en derin yankısı; Trump'ın o katı 'tek adam' hayalinin ve otoriter bir rejim inşa etme hevesinin nihayete ermiş olmasıdır.
Dünya hızla kabuk değiştiriyor. Acaba bu mukadder değişim rüzgarları, bir gün Ankara'daki Saray'ın da kapısını usulca çalar mı? Bunu bize yalnızca zaman gösterecektir.
Ne diyelim, dileriz darısı başımıza olsun.
