bizim mekan kurumsal web

Karayılan: Süreç iktidar tarafından fiilen donduruldu

Dünya 30.04.2026 - 11:38, Güncelleme: 30.04.2026 - 11:38
 

Karayılan: Süreç iktidar tarafından fiilen donduruldu

Karayılan: Süreç iktidar tarafından fiilen donduruldu

Murat Karayılan, somut adım atmayan ve teslimiyet dayatan iktidarın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni dondurduğunu açıkladı. Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, 1 Mayıs öncesi yaptığı değerlendirmede hem emek mücadelesine ilişkin mesajlar verdi hem de “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin akıbetine dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu.   Sürecin mevcut durumda “dondurulduğunu” ifade eden Karayılan, “devletin ve iktidarın yasal olarak yaptığı hiçbir pratik yoktur” dedi oradan gelen açıklamaları ”siyasi manevra” olarak niteledi. Silahsızlanma tartışmalarına da değinen Karayılan, güvence olmadan silah bırakmanın “akıl dışı” olacağını belirterek,“bütün silahları bırakın, sonra adım atalım yaklaşımı teslimiyet dayatmasıdır” dedi. Sürecin ilerlemesi için temel şartın Öcalan’ın statüsü olduğunu vurgulayan Karayılan, “Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan bu sürecin gelişme şansı yoktur” ifadelerini kullandı. Karayılan ayrıca Kürt sorununun çözümünün sadece silahsızlanmaya indirgenemeyeceğini belirterek, bunun “100 yıllık bir çatışmalı sürecin sonlandırılması” meselesi olduğunu söyledi. İktidarın yaklaşımını “güvenlikçi ve araçsallaştırıcı” olarak eleştiren Karayılan, sürecin seçim hesaplarına kurban edildiğini dile getirdi. Bölgesel gelişmelere de değinen Karayılan, Ortadoğu’daki savaşları “hegemonik” olarak tanımlayarak hareketlerinin “üçüncü yol” çizgisinde olduğunu belirtti. Kürt ulusal birliği konusunu da gündeme getiren Karayılan, bunun “tarihsel bir zorunluluk” olduğunu ifade etti. Karayılan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle: ” 1 Mayıs kutlu olsun” İşçi sınıfı ve tüm emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı Kürdistan ve tüm dünya emekçilerine kutluyorum. Başta 1 Mayıs Taksim şehitleri olmak üzere Mayıs ayında sonsuzluğa uğurladığımız tüm devrim şehitlerini saygı ve hürmetle anıyor, anılarına bağlılık sözümü yineliyorum. Herkesi de, tarihin bu önemli aşamasında, birçok anlama gelen 1 Mayıs kutlamalarına meydanlarda katılmaya çağırıyorum. ”Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur.”   .En son 27 Mart günü bir devlet heyeti ve DEM Parti heyetinin birlikte Önder Apo ile yaptığı kapsamlı görüşme büyük beklentiler yaratmıştı. Ama anlaşıldığı kadarıyla bu görüşmede gündeme gelen ve tartışılan konular ekseninde iktidar ve devletin üst katı nezdinde sürecin dondurulmasına yol açacak bir sonuca varılmıştır. Evet; şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur. Bize yansıyan ve bizim gördüğümüz budur. Belirtilen bu tartışma sonrası, yaşanan bölgesel-konjonktürel gelişmelerin ve yine bir takım iç süreçlerin de etkisiyle karar verici güçlerin böyle uygun gördüğü, adım atılmasının durdurulduğu ya da ertelendiği açıkça görülüyor. Aylarca sürdürülen meclis komisyonu faaliyetlerinin sonucu olarak ortaya çıkan resmi bir rapora rağmen sürecin yürütülmemesinin başka bir izahı olamaz. ”Biz üzerimize düşeni yaptık” Gerçekler ortadayken bazı AKP yetkililerinin ve bazı basın çevrelerinin bizim gereken adımları atmadığımızı söylemesi, uydurulmuş birer siyasi manevra söyleminden başka bir şey değildir. Çünkü biz Hareket olarak bu aşamada üzerimize düşen görevlerin gereğini yaptık. İktidarın adım atması için gerekenlerin hepsini eksiksiz bir biçimde yaptığımız aşikardır. Bunlar kamuoyuna açık olarak yapılan şeylerdir. Bir örgütün 42 yıldır yürüttüğü mücadele tarzı olan silahlı mücadele stratejisini sona erdirmesi ve kendini feshetmesi sıradan bir karar değildir. Savaş durdu. Eylemler durduruldu. Türkiye karşıtı sürdürülen tüm faaliyetler durduruldu. En stratejik bir karardır bu. Bu karar ve peşi sıra atılan adımlar duruyorken kimse bizim adım atmadığımızı söyleyemez. ‘Örgüt takvime uymadı’ tespiti asla doğru bir tespit değildir. Çünkü bizim açımızdan böyle bir takvim durumu yoktu. Takvimi belirleyen Önderlik ve devlet tarafıydı. Gelinen aşamada kısacası devletin ve iktidarın yasal olarak yaptığı hiçbir pratik yoktur. Güven verici hiçbir yasal durum söz konusu değildir. Mesela Meclis Komisyonu raporu, ortak, 1-2 istisna dışında herkesin kabul ettiği bir rapordu. O raporda belirtilen kimi hususlarda öyle yeni yasalara, kanunlara gerek görülmeden uygulama olabilirdi.   ”Demirtaş, Kavala, Atalay serbest bırakılabilirdi” Örneğin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanması gerektiğinden bahsediyordu. Bunlar hemen uygulamaya konulabilirdi. Bu temelde Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay, vb. birçok Kürdistanlı ve Türkiyeli siyasetçinin özgürleşmesi gelişebilirdi. Bunun sürece ön açıcı katkıları olabilirdi. Yine raporda kayyumların artık aşılması gerektiğinden söz ediyordu. Buna dönük de hiçbir pratik adım atılmadı. Başta Mêrdîn olmak üzere kayyum atanan yerlerin bir kısmında, kayyum gerekçesi olarak gösterilen davalarda beraatler yaşandı. Ona rağmen aynı belediyelerde kayyum politikaları devam ediyor. Yaptıkları basın açıklamasında barış istedikleri için yüzlerce akademisyen görevlerinden men edildi, atıldı. Madem yeni bir barış süreci gelişiyorsa, onların tekrardan işe alınmaları gerekmiyor muydu? Bu yönlü de hiçbir kıpırdama olmadı. Kısacası olumluya dönük pratik-yasal hiçbir adım yok. Bunun görülmesi gerekir. Her şeyi tek taraflı karşıdan bekleme yaklaşımı ne kadar adildir! ”Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur.” Güçlerimiz, birkaç deste veya birkaç yüz kişi değildir. Binlerce kişiden bahsediyoruz. Bakın, 30 arkadaşımız silahını yaktı ve geri dönmeye hazır olduğunu belirtti. Onlar bir yere gidebildi mi? Hayır. Dolayısıyla güvenlik için tekrar sahamıza dönmek zorunda kaldılar. Vaziyet buyken bizden tüm silahları bırakmamızı ve tüm mevzileri boşaltmamızı istemek ve ondan sonra yasal kararlar alınacağını söylemek, sahadaki gerçeklikle ve insanın aklıyla alay etmektir. Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur. Bu açıdan bunu bir şart olarak koymak aslında olmazlıkta ısrar etmek anlamına gelir. Kendi tutumunu kamufle etmeye dönük politik bir söylemdir. Esası ise, olmazda ısrar etmedir. ”Önder Apo’nun geliştirdiği strateji ve süreçte kararlıyız” Biz Önder Apo’nun geliştirdiği strateji ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kararlıyız. Bu konuda bir sorun yoktur. Fakat biz askeri bir gücüz. Zeminde, bize saldırı potansiyeli taşıyan çeşitli güçler vardır. Söz konusu olan, sadece Türk devleti değildir. Özellikle Önder Apo’nun geliştirdiği süreçten rahatsız olan güçlerin olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle biz bulunduğumuz askeri zeminde kaldığımız sürece, askeri hazırlıklarımızı ve tedbirlerimizi eksiksiz yapmak zorundayız. Yine değişik bazı örgütsel çalışmaları yapmak da bu zorunluluğun bir gereğidir. Tabii ki bütün bu çalışmalarla birlikte tüm gücümüzü Önder Apo’nun geliştirdiği manifesto ve manifestonun öngördüğü demokratik toplum çizgisinde hazırlamayı en temel bir görev olarak görüyor ve esas olarak bunun üzerinde duruyoruz.   ”Kürt-Türk ilişkilerinde paradigmasal bir değişim yaptık” Biz Kürt-Türk ilişkilerinde paradigmasal bir değişim yaptık. Artık ne inkar ne isyan; kardeşlik ve ittifak diyoruz. Şimdi devletin de Kürt sorununu çözmesi için paradigmasal bir değişimi bu konuda yaşaması lazım. Şimdiye kadar var olan, ‘inkar et ve imha et’ zihniyeti yerine sadece Kuzey’deki Kürtlerle de değil ‘tüm Kürtlerle ittifak kurma’ paradigmasının gelişmesi gerekiyor. Bizim şimdi gördüğümüz, olmayan şey budur. Hala güvenlikçi mantıkla, hala inkar ve imha zihniyetiyle şekillenen bir yaklaşım yansıyor. Bu yaklaşım çözüm falan geliştiremez. Oysa Türkiye’nin geleceğini ve çıkarlarını düşünen her oluşumun bu konuda artık değişimin gelip çattığını görmesi gerekiyor. Türk devleti bölgede gelişen, yıldızı parlayan bir güç olmak istiyorsa, bu ancak demokratik açılım ve Kürt halkıyla ittifak temelinde olabilir. Bunun dışında türlü tehlikelerle karşı karşıya gelmesi de olasıdır. Dolayısıyla böyle bir değişim Türkiye’nin geleceği açısından gereklidir. Ama böyle olmadığı için, bakıyoruz salt bölgedeki anlık dengeler ve konjonktürel durum gözetiliyor. ” Önder Apo özgür olmadan gidin silahlarınızı bırakın diyemem” Önderliğimiz zindan koşullarındayken bu değerli fedailere, ‘gidin silahlarınızı bırakın’ diyemem; demem de. Kürdistan Özgürlük Gerillası’nın hiçbir ferdinin kişisel olarak kendisine dair bir beklentisi yoktur. Beklenti, başta Önder Apo olmak üzere Kürt halkının ve diğer ezilen kesimlerin onurlu ve adil bir yasa çerçevesinde özgür ve eşit bir yaşama kavuşmasıdır. Dolayısıyla amaçlarına denk düşen adımların atılmadığını görmek bu arkadaşların sürece bakışını olumsuz etkiliyor. Kısacası her ne kadar Önderlik etrafında bir kenetlenme durumu söz konusuysa da, Kongrenin almış olduğu karar karşısında iktidar cenahından ona denk bir adım atılmamış olması, özellikle genç arkadaşlarda sürecin sorgulanmasına da yol açıyor. Milliyetçi hareketin lideri Devlet Bahçeli’nin de tüm Türkiye’nin huzurunda belirtiği gibi, Önder Apo’nun bir statü sorunu vardır. Statüsünü netleştirmek gerekiyor. Bu statü aslında fiziki özgürlüktür. Daha açık söylemek gerekirse, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan bu sürecin gelişme şansı yoktur. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Halkımızın tümü söylüyor. Uluslararası düzeyde takip eden bütün akademisyenler, tarafsız gözlemcilerin hepsi bunu söylüyor.   ”Kürt varlığını yasallaştırmak gerekir”  Bir hakikat olan Kürtler niye Cumhuriyet’in yasalarında yer almasın? Eğer gerçekten Kürt-Türk kardeşliği hedefleniyorsa, Kürt varlığını da yasallaştırmak gerekiyor. Bu temel iki ana olguyla birlikte gerilla için çıkarılacak olan demokratik entegrasyon yasaları sonuç alıcı olur; gerilla da buna dahil olarak demokratik cumhuriyet mücadelesine siyasi yöntemlerle katılmayı pekala geliştirir. Silahlı duruşa ve şiddete köklü bir biçimde tüm kapılar kapatılarak hukuki ve siyasi yöntemlerle demokratik toplum mücadelesine dahil olma gerçekleşir ve böylece gerçek kalıcı barış ile sahici kardeşleşme somutluk kazanır. ”Birliğin gelişmemiş olması Kürt siyaseti için ayıptır” Kürt halkının en temel sorunlarından birisi de kendi içinde demokratik birliğini oluşturma sorunudur. Amed’de gerçekleşen konferansa Önder Apo’nun gönderdiği mesajda ‘demokratik birlik tarihsel bir zorunluluktur’ demektedir. Çünkü gelinen aşamada Kürdistan halkının geleceğini inşa etmesi için demokratik birliğin yanı sıra, tüm kesimlerin ortaklaşması ve dayanışması şarttır. En azından ortak bir stratejik çerçevenin belirlenmesi, her parçada herkesin bu çerçeve temelinde hareket etmesi zorunu hale gelen bir gerekliliktir. Bu, şimdiye kadar çoğu kere tartışmaları yapılmasına rağmen maalesef bugüne kadar gerçekleşemeyen bir durumdur. Aslında şimdiye kadar böyle bir birliğin gelişmemiş olması bir gerilik ve aynı zamanda Kürt siyaseti için bir ayıptır. Bunun mutlaka aşılması lazım. /Kaynak: ANF/  
Karayılan: Süreç iktidar tarafından fiilen donduruldu

Murat Karayılan, somut adım atmayan ve teslimiyet dayatan iktidarın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni dondurduğunu açıkladı.

Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, 1 Mayıs öncesi yaptığı değerlendirmede hem emek mücadelesine ilişkin mesajlar verdi hem de “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin akıbetine dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

 

Sürecin mevcut durumda “dondurulduğunu” ifade eden Karayılan, “devletin ve iktidarın yasal olarak yaptığı hiçbir pratik yoktur” dedi oradan gelen açıklamaları ”siyasi manevra” olarak niteledi.

Silahsızlanma tartışmalarına da değinen Karayılan, güvence olmadan silah bırakmanın “akıl dışı” olacağını belirterek,“bütün silahları bırakın, sonra adım atalım yaklaşımı teslimiyet dayatmasıdır” dedi.

Sürecin ilerlemesi için temel şartın Öcalan’ın statüsü olduğunu vurgulayan Karayılan, “Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan bu sürecin gelişme şansı yoktur” ifadelerini kullandı.

Karayılan ayrıca Kürt sorununun çözümünün sadece silahsızlanmaya indirgenemeyeceğini belirterek, bunun “100 yıllık bir çatışmalı sürecin sonlandırılması” meselesi olduğunu söyledi. İktidarın yaklaşımını “güvenlikçi ve araçsallaştırıcı” olarak eleştiren Karayılan, sürecin seçim hesaplarına kurban edildiğini dile getirdi.

Bölgesel gelişmelere de değinen Karayılan, Ortadoğu’daki savaşları “hegemonik” olarak tanımlayarak hareketlerinin “üçüncü yol” çizgisinde olduğunu belirtti. Kürt ulusal birliği konusunu da gündeme getiren Karayılan, bunun “tarihsel bir zorunluluk” olduğunu ifade etti.

Karayılan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

” 1 Mayıs kutlu olsun”

İşçi sınıfı ve tüm emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı Kürdistan ve tüm dünya emekçilerine kutluyorum. Başta 1 Mayıs Taksim şehitleri olmak üzere Mayıs ayında sonsuzluğa uğurladığımız tüm devrim şehitlerini saygı ve hürmetle anıyor, anılarına bağlılık sözümü yineliyorum. Herkesi de, tarihin bu önemli aşamasında, birçok anlama gelen 1 Mayıs kutlamalarına meydanlarda katılmaya çağırıyorum.

”Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur.”

 

.En son 27 Mart günü bir devlet heyeti ve DEM Parti heyetinin birlikte Önder Apo ile yaptığı kapsamlı görüşme büyük beklentiler yaratmıştı. Ama anlaşıldığı kadarıyla bu görüşmede gündeme gelen ve tartışılan konular ekseninde iktidar ve devletin üst katı nezdinde sürecin dondurulmasına yol açacak bir sonuca varılmıştır.

Evet; şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur. Bize yansıyan ve bizim gördüğümüz budur. Belirtilen bu tartışma sonrası, yaşanan bölgesel-konjonktürel gelişmelerin ve yine bir takım iç süreçlerin de etkisiyle karar verici güçlerin böyle uygun gördüğü, adım atılmasının durdurulduğu ya da ertelendiği açıkça görülüyor. Aylarca sürdürülen meclis komisyonu faaliyetlerinin sonucu olarak ortaya çıkan resmi bir rapora rağmen sürecin yürütülmemesinin başka bir izahı olamaz.

”Biz üzerimize düşeni yaptık”

Gerçekler ortadayken bazı AKP yetkililerinin ve bazı basın çevrelerinin bizim gereken adımları atmadığımızı söylemesi, uydurulmuş birer siyasi manevra söyleminden başka bir şey değildir. Çünkü biz Hareket olarak bu aşamada üzerimize düşen görevlerin gereğini yaptık. İktidarın adım atması için gerekenlerin hepsini eksiksiz bir biçimde yaptığımız aşikardır. Bunlar kamuoyuna açık olarak yapılan şeylerdir.

Bir örgütün 42 yıldır yürüttüğü mücadele tarzı olan silahlı mücadele stratejisini sona erdirmesi ve kendini feshetmesi sıradan bir karar değildir. Savaş durdu. Eylemler durduruldu. Türkiye karşıtı sürdürülen tüm faaliyetler durduruldu.

En stratejik bir karardır bu. Bu karar ve peşi sıra atılan adımlar duruyorken kimse bizim adım atmadığımızı söyleyemez. ‘Örgüt takvime uymadı’ tespiti asla doğru bir tespit değildir. Çünkü bizim açımızdan böyle bir takvim durumu yoktu. Takvimi belirleyen Önderlik ve devlet tarafıydı.

Gelinen aşamada kısacası devletin ve iktidarın yasal olarak yaptığı hiçbir pratik yoktur. Güven verici hiçbir yasal durum söz konusu değildir. Mesela Meclis Komisyonu raporu, ortak, 1-2 istisna dışında herkesin kabul ettiği bir rapordu. O raporda belirtilen kimi hususlarda öyle yeni yasalara, kanunlara gerek görülmeden uygulama olabilirdi.

 

”Demirtaş, Kavala, Atalay serbest bırakılabilirdi”

Örneğin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanması gerektiğinden bahsediyordu. Bunlar hemen uygulamaya konulabilirdi. Bu temelde Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay, vb. birçok Kürdistanlı ve Türkiyeli siyasetçinin özgürleşmesi gelişebilirdi. Bunun sürece ön açıcı katkıları olabilirdi.

Yine raporda kayyumların artık aşılması gerektiğinden söz ediyordu. Buna dönük de hiçbir pratik adım atılmadı. Başta Mêrdîn olmak üzere kayyum atanan yerlerin bir kısmında, kayyum gerekçesi olarak gösterilen davalarda beraatler yaşandı. Ona rağmen aynı belediyelerde kayyum politikaları devam ediyor.

Yaptıkları basın açıklamasında barış istedikleri için yüzlerce akademisyen görevlerinden men edildi, atıldı. Madem yeni bir barış süreci gelişiyorsa, onların tekrardan işe alınmaları gerekmiyor muydu? Bu yönlü de hiçbir kıpırdama olmadı.

Kısacası olumluya dönük pratik-yasal hiçbir adım yok. Bunun görülmesi gerekir. Her şeyi tek taraflı karşıdan bekleme yaklaşımı ne kadar adildir!

”Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur.”

Güçlerimiz, birkaç deste veya birkaç yüz kişi değildir. Binlerce kişiden bahsediyoruz. Bakın, 30 arkadaşımız silahını yaktı ve geri dönmeye hazır olduğunu belirtti. Onlar bir yere gidebildi mi? Hayır. Dolayısıyla güvenlik için tekrar sahamıza dönmek zorunda kaldılar. Vaziyet buyken bizden tüm silahları bırakmamızı ve tüm mevzileri boşaltmamızı istemek ve ondan sonra yasal kararlar alınacağını söylemek, sahadaki gerçeklikle ve insanın aklıyla alay etmektir. Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur. Bu açıdan bunu bir şart olarak koymak aslında olmazlıkta ısrar etmek anlamına gelir. Kendi tutumunu kamufle etmeye dönük politik bir söylemdir. Esası ise, olmazda ısrar etmedir.

”Önder Apo’nun geliştirdiği strateji ve süreçte kararlıyız”

Biz Önder Apo’nun geliştirdiği strateji ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kararlıyız. Bu konuda bir sorun yoktur. Fakat biz askeri bir gücüz. Zeminde, bize saldırı potansiyeli taşıyan çeşitli güçler vardır. Söz konusu olan, sadece Türk devleti değildir. Özellikle Önder Apo’nun geliştirdiği süreçten rahatsız olan güçlerin olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle biz bulunduğumuz askeri zeminde kaldığımız sürece, askeri hazırlıklarımızı ve tedbirlerimizi eksiksiz yapmak zorundayız. Yine değişik bazı örgütsel çalışmaları yapmak da bu zorunluluğun bir gereğidir. Tabii ki bütün bu çalışmalarla birlikte tüm gücümüzü Önder Apo’nun geliştirdiği manifesto ve manifestonun öngördüğü demokratik toplum çizgisinde hazırlamayı en temel bir görev olarak görüyor ve esas olarak bunun üzerinde duruyoruz.

 

”Kürt-Türk ilişkilerinde paradigmasal bir değişim yaptık”

Biz Kürt-Türk ilişkilerinde paradigmasal bir değişim yaptık. Artık ne inkar ne isyan; kardeşlik ve ittifak diyoruz. Şimdi devletin de Kürt sorununu çözmesi için paradigmasal bir değişimi bu konuda yaşaması lazım. Şimdiye kadar var olan, ‘inkar et ve imha et’ zihniyeti yerine sadece Kuzey’deki Kürtlerle de değil ‘tüm Kürtlerle ittifak kurma’ paradigmasının gelişmesi gerekiyor. Bizim şimdi gördüğümüz, olmayan şey budur. Hala güvenlikçi mantıkla, hala inkar ve imha zihniyetiyle şekillenen bir yaklaşım yansıyor. Bu yaklaşım çözüm falan geliştiremez.

Oysa Türkiye’nin geleceğini ve çıkarlarını düşünen her oluşumun bu konuda artık değişimin gelip çattığını görmesi gerekiyor. Türk devleti bölgede gelişen, yıldızı parlayan bir güç olmak istiyorsa, bu ancak demokratik açılım ve Kürt halkıyla ittifak temelinde olabilir. Bunun dışında türlü tehlikelerle karşı karşıya gelmesi de olasıdır. Dolayısıyla böyle bir değişim Türkiye’nin geleceği açısından gereklidir. Ama böyle olmadığı için, bakıyoruz salt bölgedeki anlık dengeler ve konjonktürel durum gözetiliyor.

” Önder Apo özgür olmadan gidin silahlarınızı bırakın diyemem”

Önderliğimiz zindan koşullarındayken bu değerli fedailere, ‘gidin silahlarınızı bırakın’ diyemem; demem de. Kürdistan Özgürlük Gerillası’nın hiçbir ferdinin kişisel olarak kendisine dair bir beklentisi yoktur. Beklenti, başta Önder Apo olmak üzere Kürt halkının ve diğer ezilen kesimlerin onurlu ve adil bir yasa çerçevesinde özgür ve eşit bir yaşama kavuşmasıdır. Dolayısıyla amaçlarına denk düşen adımların atılmadığını görmek bu arkadaşların sürece bakışını olumsuz etkiliyor. Kısacası her ne kadar Önderlik etrafında bir kenetlenme durumu söz konusuysa da, Kongrenin almış olduğu karar karşısında iktidar cenahından ona denk bir adım atılmamış olması, özellikle genç arkadaşlarda sürecin sorgulanmasına da yol açıyor.

Milliyetçi hareketin lideri Devlet Bahçeli’nin de tüm Türkiye’nin huzurunda belirtiği gibi, Önder Apo’nun bir statü sorunu vardır. Statüsünü netleştirmek gerekiyor. Bu statü aslında fiziki özgürlüktür. Daha açık söylemek gerekirse, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan bu sürecin gelişme şansı yoktur. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Halkımızın tümü söylüyor. Uluslararası düzeyde takip eden bütün akademisyenler, tarafsız gözlemcilerin hepsi bunu söylüyor.

 

”Kürt varlığını yasallaştırmak gerekir”

 Bir hakikat olan Kürtler niye Cumhuriyet’in yasalarında yer almasın? Eğer gerçekten Kürt-Türk kardeşliği hedefleniyorsa, Kürt varlığını da yasallaştırmak gerekiyor. Bu temel iki ana olguyla birlikte gerilla için çıkarılacak olan demokratik entegrasyon yasaları sonuç alıcı olur; gerilla da buna dahil olarak demokratik cumhuriyet mücadelesine siyasi yöntemlerle katılmayı pekala geliştirir. Silahlı duruşa ve şiddete köklü bir biçimde tüm kapılar kapatılarak hukuki ve siyasi yöntemlerle demokratik toplum mücadelesine dahil olma gerçekleşir ve böylece gerçek kalıcı barış ile sahici kardeşleşme somutluk kazanır.

”Birliğin gelişmemiş olması Kürt siyaseti için ayıptır”

Kürt halkının en temel sorunlarından birisi de kendi içinde demokratik birliğini oluşturma sorunudur. Amed’de gerçekleşen konferansa Önder Apo’nun gönderdiği mesajda ‘demokratik birlik tarihsel bir zorunluluktur’ demektedir. Çünkü gelinen aşamada Kürdistan halkının geleceğini inşa etmesi için demokratik birliğin yanı sıra, tüm kesimlerin ortaklaşması ve dayanışması şarttır. En azından ortak bir stratejik çerçevenin belirlenmesi, her parçada herkesin bu çerçeve temelinde hareket etmesi zorunu hale gelen bir gerekliliktir. Bu, şimdiye kadar çoğu kere tartışmaları yapılmasına rağmen maalesef bugüne kadar gerçekleşemeyen bir durumdur. Aslında şimdiye kadar böyle bir birliğin gelişmemiş olması bir gerilik ve aynı zamanda Kürt siyaseti için bir ayıptır. Bunun mutlaka aşılması lazım.

/Kaynak: ANF/

 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve medyakorkusuz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat dini chat islami chat