Erdoğan'dan İran açıklaması: 'Bölgemiz ateş çemberine sürüklenebilir'
Erdoğan'dan İran açıklaması: 'Bölgemiz ateş çemberine sürüklenebilir'
Erdoğan'dan İran açıklaması: 'Bölgemiz ateş çemberine sürüklenebilir'
Erdoğan'dan İran açıklaması: 'Bölgemiz ateş çemberine sürüklenebilir'
İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan satır başları:
Bizleri bir araya getiren İstanbul İl Başkanlığımıza teşekkür ediyorum. Ramazan yardımlaşmanın, dayanışmanın ve hoşgörünün ayıdır. Değerlerimiz böyle zamanlarda berraklaşıyor. Belediyelerimiz, hayırseverlerimiz, STK'larımız her zamankinden daha fazla yardımlaşma faaliyetlerine ağırlık veriyor. AK Parti olarak en tepeden, mahalle temsilcimize kadar iftar programlarından sahur programlarına kadar kimseyi ayırmadan beraber oluyoruz. İnsanımızın derdiyle dertleniyor, birlik ve beraberliğimizi perçinliyoruz. İstanbul teşkilatımızın tam kadro içinde sahada olduğunu görüyorum. Teşkilatımızı buradan tebrik ediyor, teşekkür ediyorum. Ramazanın son gününe kadar sizlerden daha fazla gayret bekliyorum. 86 milyon vatandaşımızla kucaklaşırken, gönül coğrafyamızdaki insanlarımızı da elbette unutmuyoruz.
"İRAN'A SALDIRILARDAN ENDİŞE DUYUYORUZ"
Bir yandan Afganistan-Pakistan diğer yandan İran Körfez arasındaki savaşlar unutulur gibi değil. Bunların altında neler yattığı malumunuz. İşte böyle bir tabloda Türkiye olarak biz, mazlumun yanında durmaya devam ediyoruz. Türkiye Diyanet vakfımız, TİKA'mız, Kızılay'ımız, STK'larımız ihtiyaç sahiplerinin kapısını çalıyor ve ülkemizin yardım elimizi ulaştırıyoruz. Sudan'da, Gazze'de, Somali'de ve daha bir çok yerde kurulan iftar sofralarında Türkiye için dualar ediliyor. Burada şunu da altını çizmek durumundayım: Türkiye olarak bu mübarek günlerde bölgemizde ve İslam dünyasında huzur, barış ve istikrarın hakim olması için çaba gösterirken, komşumuz İran'a yönelik, Netanyahu'nun kışkırtmalarıyla başlayan Amerika-İsrail saldırılarından derin bir üzüntü ve endişe duyuyoruz. Uzun süredir çatışmaların müzakere masasında çözülmesi için çok emek verdik. Sayın Trump ve İran Cumhurbaşkanı ile telefonda görüştüm, taraflar arasındaki güven bunalımı aşılamadı. İsrail'in süreci zehirleme çabaları devam ettiği için istenen netice alınmadı.
"TÜRKİYE OLARAK ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPIYORUZ"
İran'ın egemenliğini açıkça ihlal edilmesinin yanında, dost İran halkının huzuruna kast edilmesini amaçlayan saldırıları esefle karşılıyoruz. Körfezdeki ülkelere yapılan İran'ın dron saldırılarını da kabul edilemez buluyoruz. Diplomasiye alan açılmazsa, bölgemiz ateş çemberine sürüklenme riski ile karşı karşıyadır. Savaşın daha da büyümemesi için, daha fazla kanın akmaması için başta İslam dünyası olmak üzere tüm aktörler harekete geçmeli. Biz, Türkiye olarak ilk günden beri olduğu gibi sorunların suhuletle, diyalogla ve diplomasiyle çözümü noktasında üzerimize düşeni yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Bu sabahtan itibaren gerek Dışişleri Bakanımız, gerek Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanımız ve ilgili tüm kurumlarımız muhataplarıyla yoğun temas halindedir. Hudut güvenliğimiz ve hava sahamız açısından zaten bir sorunumuz yok. Güvenlik güçlerimiz her türlü tedbiri en üst seviyede alıyor. Türkiye, bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin tesisi için yapıcı ve sorumlu tutumunu kararlılıkla sürdürecektir. Bölgedeki tüm kardeş halkların yanında olmayan devam edeceğiz.
28 ŞUBAT MÜDAHALESİNİN 29'UNCU YIL DÖNÜMÜ
Türk siyasi tarihin en kara günlerinden 28 Şubat müdahalesinin 29'uncu yıl dönümü. 28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden tam 29 sene geçti. Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Postmodern darbe olarak nitelenen 28 Şubat müdahalesi, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül'ün yeni bir halkasıdır. Darbeler silsilesinin devamıdır. Aynı halk düşmanı zihniyetin eseridir. Öne sürülen bahaneler ve kullanılan araçlar değişse de daha önceki tüm darbelerde olduğu gibi hedef değişmemiş, hedef demokrasi ve milletin tercihi olmuştur. 28 Şubat geride devasa bir enkaz yığını bırakmıştır. Hem ekonomik hem bireysel travmalara yol açmıştır. Bilhassa Türk demokrasisi ve Türkiye ekonomisi telafisi yıllar sürecek çok ağır yaralar almıştır. Yapılan hesaplamalar, 28 Şubat müdahalesinin Türkiye'yi 381 milyar dolar zarara uğrattığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte yüzbinlerce insanımız inançlarından, görüşlerinden, dış görüşlerinden dolayı mağdur edildi. 28 Şubat, özellikle kadınların ve kız çocuklarının hayatında travmatik izler bıraktı. Üniversitelerde ikna odalarında başörtülü öğrencilere psikolojik şiddet uygulandı, okullara alınmadı. Binlercesi eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı. Katsayı ve 8 yıllık kesintisiz eğitim dayatmasıyla imam hatip ve meslek liselerinin önü kesildi. Çok meşakkatli, çok zor ve sancılı dönem yaşadık. 'Bin yıllık sürecek' denilen ışığın zerresinin dahi bulunmadığı karanlık günlerden geçti. Partilerimizi kapatarak, bize 'siyaset yapamazsınız' dediler, uyduruk yargı kararlarıyla bizi siyasetten tasfiye etmeye çalıştılar, çıktılar utanmadan muhtar bile olamazsınız dediler, önümüze duvar ördüler, bizi engellemek, millete hizmet yolundan alıkoymak için her türlü hukuksuzluğu sergilediler.
Ama biz bunların hiç birine boyun eğmedik, karamsarlığa kapılmadık, ümitsizliğe düşmedik, asla yeis içinde olmadık. Allah'a dayandık, hikmete ram olduk. 'Yol varsa budur, bilmiyoruz başka çıkar yol' dedik. Birbirimize daha sıkı kenetlenerek sabır, tahammülle ve imanla bize ve aziz milletimize ve siyasi görüşlerimize yönelik saldırıları tek tek bertaraf ettik. 28 Şubat döneminde işinden atılan veya istifaya zorlanan kardeşlerimizin haklarını kendilerine iade ettik. Başörtüsüne yönelik keyfi uygulamalara ve anlamsız yasaklara son verdik. 28 Şubat'ın faillerini Türk adaletine teslim ederek millete ve demokrasiye karşı işledikleri suçlardan ötürü yargılanmalarını sağladık. En son 15 Temmuz sonrasında 28 Şubat'a en büyük desteği veren FETÖ'yü de tasfiye ederek 28 Şubatçıların önünü açtığı, palazlandırdığı, daha sonra milletin başına musallat ettiği beladan milletimizi kurtardık. İşte sizler de görüyorsunuz. 29 sene önce ikna odalarına alınan başörtülü kızlarımız bugün mülkiyede, adliyede, askeriyede, iç ve dış siyasette devletin tüm kabinelerinde hiçbir kısıtlama olmadan özgürce görev yapıyor. Evlatlarımız inançları, kariyerleri, dini hassasiyetleriyle okulları arasında tercihte bulunmak zorunda kalmıyor. Güvenlik kuvvetlerimiz, üniversitelerimiz, yargımız, iş dünyamız, sendikalarımız artık vakitlerini siyasete balans ayarı yapmak için değil asli vazifelerini en güzel şekilde yerine getirmek için artıyor. Hasılı vesayetçi zihniyetin tortuları temizlendikçe, Türkiye normalleşiyor, millet huzura kavuşuyor, Türk demokrasisinin standartları yükseliyor.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
